Krizin çözümü yeşil paket

Antalya Ticaret Borsası'nın başkanlığını yürüttüğü Antalya Tarım Konseyi, "Antalya Tarımında İklim Değişikliği ve Tarımsal Ticarete Etkileri" başlıklı Tarım Sohbeti...

Krizin çözümü yeşil paket
28 Şubat 2021 - 12:16 - Güncelleme: 28 Şubat 2021 - 12:16
Antalya Ticaret Borsası'nın başkanlığını yürüttüğü Antalya Tarım Konseyi, "Antalya Tarımında İklim Değişikliği ve Tarımsal Ticarete Etkileri" başlıklı Tarım Sohbeti düzenledi.

Online düzenlenen toplantının moderatörlüğünü Galip Umut Özdil yaptı. Toplantıya Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Ekonomi ve Yatırım Danışmanı Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Karapınar ile Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Levent Kurnaz konuşmacı olarak katıldı.



Doğayı tahrip ettikçe hastalıklar artıyor

FAO Ekonomi ve Yatırım Danışmanı Doç. Dr. Barış Karapınar, salgın hastalıkların çoğunun kaynağının hayvanlar olduğunu bildirirken, doğa tahribatını azaltmazsak daha tehlikeli bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya olduğumuzu söyledi. Birleşmiş Milletler'in çölleşme ile mücadele çerçevesinde yaptığı bir çalışmada COVID sonrasında tarım sektörünün sosyoekonomik değişiminin ele alındığını belirten Karapınar, COVID'in temel nedenlerinden birinin insan doğa ilişkisi olduğuna dikkat çekti. 1940'lardan 2004'lere kadar 335 yeni hastalığın ortaya çıktığını, bunun yüzde 60'dan fazlasının hayvandan insana bulaştığını belirten Karapınar, "İnsan doğayı tahrip ederek kendi amaçları için dönüştürmüş. İnsan doğaya girdikçe yaban hayatıyla etkileşimi artıyor. Bu da salgın hastalıkların bulaşma riskini artırıyor. Son dönemde ortaya çıkan SARS, MERS, HIV, COVID gibi hastalıklar hayvandan insana bulaşan hastalıklardır. Doğayı tahrip ettikçe daha büyük hastalık ve felaketlerle karşı karşıyayız. 2050'lerde insan eli değmemiş toprağın oranı yüzde 10'a kadar inecek. Demek ki COVID gibi hastalıklara daha fazla maruz kalacağız. Bir sonraki hastalık bundan daha yoğun ve riskli bir hastalık olarak karşımıza çıkabilir" diye konuştu.



Krizin çözümü yeşil paket

COVID nedeniyle 100 milyondan fazla insanın gıda krizi yaşamaya başladığını bildiren Karapınar, "Bunun nedeni, gıdanın olmaması değil, işsizlik, yoksulluk ve gıda fiyatlarının artmasından kaynaklı erişimdeki sıkıntı" dedi. Tarım sektörünün iklim değişikliği ve COVID sonrasında ciddi bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu vurgulayan Barış Karapınar, krizin çözümünün yeşil paketlerde olduğunu bildirdi. AB'nin krizin çözümü için yeşil kalkınma paketine 1.8 trilyon avroluk bütçe ayırdığını, gelişmekte olan ülkelerin de kendi yeşil paketlerini açıkladığını belirten Karapınar, "Bu krizden çıkışın yolunu yeşile yatırım, sürdürülebilirliğe yatırım olarak ele alınıp, buna yönelik yatırım paketlerini açıklayan ülkeler var. Paris Anlaşmasını onaylamayan 6 ülkeden biriyiz. İklim değişikliği kırılganlıkları yüksek olan bir ülke olarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeliyiz" dedi.



"Tarım dönüşüme hazır olmalı"

Yenilenebilir enerjiden, sulamaya, ürün deseninden, dönemsel olarak üretilecek ürünlere, gübre stratejisinden ilaçlamaya kadar pek alanda önlem alınabileceğini belirten Karapınar, "Uyum sağlayan çiftçi, sağlamayanlara göre yüzde 20-25 verim artışı yaşayacak. Çiftçiyi eğitip, altyapısına destek olmalıyız. Çiftçiyi uzun vadede talebi artacak ürünlere yönlendirmeliyiz. Ekolojik koşullara en uygun ürünler için yatırıma yönlendirilmeliyiz" diye konuştu.

Toprağın karbonu tutan doğal bir ekosistem olduğunu ve karbon tutan toprağın da daha verimli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Barış Karapınar, "Toprağı doğru kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele edebiliriz" dedi.

Tarım ve gıdayla ilgili sektörlerin yakın geleceğin en kritik, stratejik ve önemli yatırım çeken sektörleri olacağını söyleyen Karapınar, "Tarım Türkiye'de de dünya genelinde de 2010'a kadar unutulan bir sektördü ama bu krizden sonra tarım dönüşümün olacağı bir sektör oldu. Bu dönüşüme hazır olmalıyız" dedi.

Krizden sonra yerelde üretim, yerelde tüketimin öneminin ortaya çıktığını belirten Barış Karapınar, "Ürünün üreticiden tüketiciye ulaştırıldığı zincirler oluşturulmalı. Zincirlerin kısalması üretici ve tüketiciyi korur. Tüketim alışkanlıklarını da değiştirilmeliyiz. İnsanların büyük çoğunluğu ihtiyaçtan fazlasını tüketiyor" diye konuştu.



Kuraklık gerçeği

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Levent Kurnaz ise dünyanın küresel ısınma gerçeğiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Türkiye'yi ciddi bir kuraklığın beklediğini kaydeden Kurnaz, "Antalya'nın kuzey batı kesimlerinde hafif kuraklık yaşanması söz konusu. Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu'ya kıyasla Antalya bu işten o kadar zararlı çıkacak gibi görünmüyor. Antalya'da yağış miktarında çok büyük farklılık söz konusu olmayacak. Ama normal yağış yerine sağanak yağış gelmeye başlayacak. Ürünlere, altyapıya, insana zarar verecek sel baskınlarına hazırlıklı olmalıyız" dedi.



"AB'ye ürün satamayabiliriz"

Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin tarımsal ticareti de önemli ölçüde etkileyeceğini belirten Kurnaz, yakında Avrupa Birliği'nin ürettiğimiz ürünleri kabul etmeyebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Mehmet Levent Kurnaz, "Avrupa Birliği artık 'ya benim dediğim gibi üretirsin ya da bu ürünü AB'ye sokamayız' diyecek. Hem ürünümüze test yapacak, hem de 'nasıl yetiştirdiğin önemli' diyecek. Sadece son ürününüze değil, son ürünü üretirken kullandığınız bütün ilaçlara, gübrelere, ne kadar karbondioksit saldığına bakarak ürünü talep edecek. Bu sene olmazsa gelecek sene bunu uygulayacak" diye konuştu.

Türkiye'nin ürünlerinin yüzde 50'sini AB ülkelerine ihraç ettiğini, bu rakamın Antalya'da daha yüksek olduğunu belirten Kurnaz, "AB bizden ürün almayacak ya da sattığımız zaman o derece büyük bir gümrük vergisi vermeye bırakılacağız ki bizim AB'ye yakın olmamız, işçilik gibi avantajlarımız sıfırlanacak. Kritik noktadayız. Uluslararası ticaretimizin devam etmesi için geç kalmadan önlem almak zorundayız. Mecburuz" diye konuştu.

Sulama politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Kurnaz, "Kişi başına düşen su miktarı yılda 1360 metreküp. Bu rakam cumhuriyetin kurulduğunda 8 bin metreküptü. 20 sene içinde bin metreküpe düşecek. Bu su fakiri olmamız demek. Suyun yüzde 75'i tarımda kullanılıyor. Tarımsal sulamada ciddi adım atmazsak ürünlerimizi üretecek su bulamayacağız" dedi.
İHA

YORUMLAR

  • 0 Yorum