☰
✕

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan 'fon soruşturması' açıklaması: Yapanın yanına kar kalmayacak

İSTANBUL, (DHA) - TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, fon soruşturmasına ilişkin, "Kim haksız kazanç sağladıysa burunlarından fitil fitil getirilmelidir, hepsinden hesap sorulmalıdır

- TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, fon soruşturmasına ilişkin, Kim haksız kazanç sağladıysa burunlarından fitil fitil getirilmelidir, hepsinden hesap sorulmalıdır. Yapanın yanına kar kalmayacak dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Portekiz'e gerçekleştirdiği resmi ziyaret öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmede bulundu. Fon soruşturmasının 'fevkalade ciddi bir mesele' olduğunu söyleyen Kurtulmuş, İsrail ile ilgili, İsrail'in saldırıları başladığından itibaren en güçlü reaksiyonu Türkiye'nin ortaya koydu ifadesini kullandı.

Kurtulmuş, 28'inci Dönem Meclisi'nin sivil bir anayasa yapma gücüne sahip olduğunu belirterek, Mekke Savunma Anlaşması'na da değindi. Bu anlaşmanın herhangi bir paktın alternatifi değil, bölge ülkelerinin güvenliği için bir ihtiyaç olduğunu bildirdi.

'BU AFFEDİLEMEZ FEVKALADE CİDDİ BİR MESELEDİR'

TBMM Başkanı Kurtulmuş, fon soruşturması konusunda, Cuma günü yaptığımız yıllık faaliyet değerlendirme toplantımızda da paylaştım. Bu, fevkalade hassas bir konu, çok büyük bir kitleyi ilgilendiriyor. Bu insanların tamamı 3-5 kuruş biriktirdikleri helal paralarından kazanç elde etmek için borsaya yatırım yapmışlar, bunların paraları üzerinde kim spekülasyon yaptı, kim haksız kazanç sağladıysa burunlarından fitil fitil getirilmelidir, hepsinden hesap sorulmalıdır. Gerçekten bir de helalleşmesinin nasıl yapılacağının mümkün olmadığı bir konu. Yani bir fonda çok sayıda insanın gelecek hayalleri birikiyor, siz o gelecek hayallerine el koyuyorsunuz. Bu affedilemez fevkalade ciddi bir meseledir. Ümit ederim ki, Türkiye ekonomisinin, sadece dar bir alanında, borsanın da dar bir alanında etkili olur ve kısa süre içerisinde alınan tedbirler sonuçlarını vererek de Borsa İstanbul selamete kavuşmuş olur. Tabi bu meselenin yapılan yolsuzluk ve spekülasyonlar boyutunun dışında bir başka önemli kısmı da ekonomik güvenlik meselesidir. Bu tür meseleler kendi konusunun dışında etkilere sahip olmaması lazım. Bunun için de ilgili bakanlık tedbirlerini zamanında, vaktinde aldı. Bu tedbirleri belki daha da artırarak Türkiye'de ekonomik güvenlik konusunda en ufak bir tartışmanın gündeme gelmeyeceği bir sürecin yönetilmesi gerekiyor. Aynı şekilde savcılığa intikal etmiş olan bu meselede de savcılıkların son derece titiz, son derece kapsamlı, detaylı çalışmalarla kısa süre içerisinde soruşturmalarını tamamlamaları ve davaların açılmasının temin edilmesi lazım. Ümit ederim ki, herkes tarafından titizlikle takip edilen bu konuda yapanın yanına kar kalmayacak bir kararlılıkla meselenin üstüne gidilecektir. Bunlar artık bütün teferruatıyla incelenmeli. Kimsenin mağdur edilmeyeceği tedbirler oluşturulmalıdır. Zaten bizim borsamız öyle çok geniş ve derin bir borsa değil, dar bir borsa. Diğerleriyle kıyasladığınızda hatta çok büyük derinliği olmayan bir borsa. Bu borsada ortaya çıkacak en ufak bir şey yanlış dalgalanmalara sebep olabilir. Yabancı yatırımcının ve içeride de yerli yatırımcının yatırım arzusunun zedelenmemesi lazım. Bence işin hukuki boyutu kadar ekonomik güvenlik kısmının da önemli olduğunu görüyoruz açıklamasını yaptı.

'1096 DOKUNULMAZLIK DOSYASI MELİS'TEKİ KARMA KOMİSYON'DA'

Milletvekillerinin dokunulmazlıklarıyla ilgili değerlendirmede bulunan Kurtulmuş, Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının nasıl kaldırılacağı bellidir. Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda Meclis Başkanlığı'na bırakılmış bir inisiyatif yoktur. Mahkemelerden dosyalar geldiği zaman bildiğiniz gibi şu anda 1096 dokunulmazlık dosyası Meclisteki Karma Komisyonda bulunuyor. Gelen tezkere derhal Meclis Başkanlığı tarafından teamül gereği Karma Komisyona havale edilir, Karma Komisyon da eğer isterse bu dosyaları gündeme alır, bu dosyalar üzerinden bir meclis araştırması başlatabilir. Meclis henüz tatilde, bu konu Meclise gelmiş değil, herhangi bir fezleke oluşmuş değil. Fezlekeler geldiğinde de izlenecek süreç bellidir dedi.

'CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BM GENEL KURULU'NDA KÜRESEL VİCDANI DİLE GETİREN BİR KONUŞMA YAPTI'

Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler 81'inci Genel Kurulu'ndaki konuşmasına değinerek, şunları kaydetti:

Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bu 16'ncı konuşması. Her konuşmasını dikkatle, titizlikle dinledik. Allah razı olsun, milletimiz adına şükranlarımı bir kez daha ifade ediyorum. Bu konuşması, diğer 15 konuşmasının çok üstünde ve son derece iddialı bir konuşmaydı. Hangi açıdan iddialı? İnsanlık cephesinin kararlılığını vurgulayan ve soykırımcı Netanyahu ve çetesinden hesap sorulması konusundaki küresel vicdanı dile getiren bir konuşma yaptı. Bundan dolayı da siyonist lobinin ve siyonist lobinin görevlendirdiği Netanyahu çetesinin bundan rahatsız olması gayet doğaldır. Meseleye biraz buradan bakıyorum. 'Bir köşeye sıkışmışlığın verdiği çaresizlik…' Netanyahu'nun konuşmasının psikolojik özeti bu; yüz ifadeleri, seçtiği cümleler, hatta ve hatta vücut diline baktığınız zaman hakikaten köşeye sıkışmışlığın verdiği bir çaresizlikle konuşuyor. Belki yaklaşan seçimler de onun için bir büyük baskı oluşturuyor. Üstüne üstlük bir de ifade ettiğiniz gibi şimdiye kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki en yoğun protestoya muhatap oluyor. Birkaç sayılı ülke dışında hemen hemen bütün ülkeler salonu terk ediyor. Salondan çıkarken de insanlar sesli, gürültülü bir şekilde tepkilerini dile getiriyor. Bu, şimdiye kadar hiç olmamış bir şey. Bir tarafta, siyonist ideolojinin geldiği nokta açısından, büyük bir nefret oluştuğunu görüyor, bir taraftan da bir savaş suçlusu olarak ilan edilmiş bir hükümet başkanı olarak akıbetinin ne olacağını o salondaki reaksiyonla görüyor. Çok net söylüyorum, salondaki reaksiyon, 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail'in yaptığı soykırımlara karşı insanlığın vicdanının uyanışa geçmesidir. Artık hesap sorma vaktinin yaklaştığının göstergesidir.

İsrail hükümeti, siyonist rejim oluşturduğu nefret dalgasında boğulacağını görüyor. Netanyahu'nun burada Türkiye'yi hedef alması, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alması da bundan dolayıdır. Çünkü 7 Ekim'in hemen ertesi gününden itibaren, yani İsrail'in saldırıları başladığından itibaren en güçlü reaksiyonu ortaya koyan Türkiye'dir, Sayın Cumhurbaşkanımızdır, bizlerizdir. Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas dünyanın hiçbir parlamentosunda konuşmadı, geldi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuştu. Rahmetli İsmail Haniye'nin cenaze törenine en yüksek katılımı sağlayan Türkiye oldu. Bendeniz, Cumhurbaşkanı Yardımcımız, Dışişleri Bakanımız, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımızdan oluşan yaklaşık 35 kişilik bir heyetle oraya gittik. Her platform da konu ne olursa olsun mutlaka meseleyi İsrail'in soykırımına ve işlediği insanlık suçlarına getirdik. Bu süreçte 7 Ekim'den bu yana katıldığım bütün uluslararası toplantılarda gördüğüm şudur. İlk başta biz reaksiyonumuzda yalnız kalıyorduk. Çoğu ülke siyonist lobinin gücünden korktuğu için gık dahi çıkaramıyordu, delegasyonlar susuyordu. Şimdi zaman içerisinde bunun hızlı bir şekilde nasıl yön değiştirdiğini gördük. Hangi uluslararası toplantıya gidersek gidelim neredeyse İsrail lehine konuşacak tek tük ülke dışında kimse kalmadı. Herkes bizim ortaya koyduğumuz noktaya geldi. Bu aslında Türkiye'nin diplomasi alanındaki büyük bir başarısıdır. İnşallah soykırımcı çetenin de cezalandırıldığını görmek nasip olur.

İki sene oldu zannediyorum, Netanyahu'ya uluslararası birçok platformda sahip çıkıldığı bir dönemde, bir konuşmamda dedim ki Bir müddet sonra birçok kimse bırakın Netanyahu ile yan yana fotoğraf çektirmeyi, Netanyahu'nun olduğu binaya dahi girmek istemeyeceklerdir. Bugün oraya geldik. Böyle ağır bir insanlık suçunun kimse yanında durmak istemiyor. Ama şunu da görmemiz lazım. Netanyahu bu çok agresif bir politika izledi. İsrail devletinin siyonist ideolojiden vazgeçmesi mümkün değil. Zaman zaman İzak Rabin gibi sosyal demokratlar da İsrail'de yönetimde oldular, Filistinlilere daha çok hak tanıyan, insan hakları ve özgürlükleri konusunda daha duyarlı olan yönetimler geldi ama sonuç itibarıyla İsrail'de devlet politikası olarak hep siyonizm benimsendi. Siyonizme direkt karşı olan, siyonizmi hedef alan herhangi birisinin de İsrail'de çok uzun soluklu kalması mümkün olmadı. Bunu bilmek lazım. Ama öyle görünüyor ki bu hükümetin işi, oldukça zor.

'MECLİS'İN SORUMLULUĞU, SÜRECİN NASIL DEVAM ETTİĞİNİ TAKİP ETMEKTİR'

Meclisteki İzleme Komisyonu ile ilgili Kurtulmuş, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun oluşmasında nasıl müzakereci bir yöntem izlediysek bunda da aynı yöntemi izleyeceğiz. Orada bir rapor hazırlamak hatta yasal hazırlıkları, teklifleri yapmak gibi bir sorumluluğumuz vardı. Burada Meclis'in sorumluluğu, tabiri caizse bir 'üçüncü göz' olarak sürecin nasıl devam ettiğini millet adına takip etmektir, bunun izlemesini gerçekleştirmektir. Bu süreçle ilgili uygulamaya dönük kararlar da bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığındaki Kurul tarafından alınacaktır. Biz komisyonu, ümit ediyorum en kısa süre içerisinde, oluştururuz. Meclis'te grubu bulunan partilerin hepsinin temsil edileceği bir yapının olması, oluşması lazım. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında oluşturulan Kurulla da iş birliği halinde, onlarla da temas halinde eğer bir yasal düzenleme ihtiyacı ortaya çıkarsa bunun oluşmasıyla ilgili süreci yönetmek ve hepsinden önemlisi de millet adına bu sürecin sahiplenilmesini temin etmektir. Eskisi kadar böyle yoğun bir çalışma temposu olmayacağı aşikar. Sahada olup biteni izlemek devletin resmi güvenlik kurullarının görev ve sorumluluğu. Bu yasada üç önemli emniyet sibobu var. Bunlardan birisi sahadaki gözlemler sonucu örgütün silah bıraktığı ve kendisini feshettiğinin tespit ve tescili, sonrasında Milli Güvenlik Kurulu kararının ortaya çıkması. Bu karar ortaya çıkmadan Mecliste 467 oyla kabul edilmiş olan yasa yürürlüğe girmeyecektir. Çok net. İkincisi, bu söylediğiniz uygulamaya dönük olan hususların gerçekleştirilmesi, tek tek dosyaların incelenmesi Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşan bakanlarımızın da içinde olduğu, devletin kurumlarının da içinde olduğu bu Kurul tarafından gerçekleştirilecek. Meclis'te oluşacak olan izleme kurulu ise yürütmeye dönük herhangi bir görevi ve sorumluluğu olmayacak, sadece süreci izleyecek, gerekirse yasal düzenleme teklifleri üzerinde çalışacak. Alt komisyonlar, zaten yasal olarak kurula verilmiş yetkilerden birisidir. Kurul dilediği alt komisyonu kurar. Çünkü çok kapsamlı bir iş gerçekleştirilecek. Silahların tespiti bir tarafta, yasal düzenlemeler, infazla ilgili düzenlemeler… Bütün bunlar çok detaylı bir çalışmayı gerekiyor. Bunların hepsiyle ilgili ilk toplantıdan sonra açıklandığı gibi bazı alt kurulların oluşması kaçınılmaz. Siyaset ağırdan mı alıyor? meselesine gelince… Sürece ilişkin bir teklifi açık söyleyeyim 467 oyla kabul etmiş olan bir parlamento, Türkiye siyasetinin merkezi, Türkiye siyasetinin kalbi bu konuyu asla ağırdan almayacağını da deklare etmiş demektir. Evet, 467 oy alındı, büyük bir destek var, kamuoyu desteği var… Ama bazı çevrelerin de bu işten hiç hoşlanmadığını, bu işin olmaması için seferber olduklarını gayet iyi biliyoruz. Onların da bu süreci akamete uğratmak için yapacağı, kullanacağı enstrümanlardan birisi de siyaseti itibarsızlaştırmaktır. Siyaset bu işi yapmıyor, yapmak istemiyor, burada siyasi oyun oynanıyor gibi birtakım art niyetli dedikodular ortaya çıkarılıyor. Allah aşkına dünyanın hangi yerinde siyaset bu kadar büyük bir sorumluluğu üstüne almıştır. Türkiye'de siyaset üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirdi, bundan dolayı katılan siyasi partilerin tamamına bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Bir sürü riskler alındı. Rapor hazırlandı, yasa hazırlandı, kabul edildi… Kolaylıkla gelinmedi buralara. Arkasında bir sürü siyasi kararlılık, çok ciddi emek var, çok ciddi çaba var. Bu süreçte Türkiye siyaseti, bir demokratik müzakere ortamını ortaya koydu. Her partinin farklı fikri vardı ama sonuçta partiler ortak noktalarda uzlaşmayı başardılar. Dolayısıyla siyaseti itibarsızlaştırmak için Kararsızlar, işi zamana yayıyorlar şeklindeki eleştirilerin tamamının art niyetli olduğunu düşünüyorum. Açıkçası her şey tıkır tıkır kendi süreci içerisinde işliyor. İnşallah örgüt bir an evvel silahları bıraktığını gösterir, bu tespit ve teyit edilir, tabi bundan daha da önemli olan şey zihinlerindeki silahları bırakırlar ve artık silahın olmadığı, sözün olduğu ve insanların birlikte barış içinde yaşadığı bir süreci başlatırız ifadelerine yer verdi.

'TERÖR MESELESİ EN KISA SÜRE İÇERİSİNDE GERİDE KALACAKTIR'

TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni dönemin, yeni bir dili gerektirdiğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:

'Eldeki silahı bırakmak değil, zihinlerdeki silahı bırakmak'. Herkesin ayrılıkçı bir dil kullanmaktan vazgeçmesi, bazı çevrelerin de ayrımcı bir dil kullanmaktan vazgeçmesi lazım. Yeni dönem, hiç şüphesiz yeni bir dili gerektiriyor, yeni bir anlayışı gerektiriyor. Buna uygun hareket edilmesi, herkesin menfaatinedir. Türkiye kararını vermiştir. Terör meselesi en kısa süre içerisinde geride kalacaktır. Kim bu sürece çomak sokmaya çalışırsa kaybedecektir. Terörsüz Türkiye konusunda devletin bütün birimlerinin kararlılığı kesindir, buradan asla taviz verilmeyecektir. Dünyadaki bütün çatışma çözümleri süreçlerini biliyoruz, detaylı bir şekilde çalıştık. Bu kadar kısa süre içerisinde sonuç alınması, herhalde dünyadaki en önemli örnek Türkiye örneğidir. Burada, siyasetin devreye girmiş olması, müzakereci bir üslubun benimsenmiş olması, devlet kurumları arasında tam eksiksiz bir koordinasyonun temin edilmiş olması gibi birçok faktör söz konusu. Ayrıca bölgesel gelişmeler de bu sürece çok ciddi destek vermiştir. Örneğin, Suriye'de PYD'nin hızlı ve etkili bir şekilde Şara yönetimiyle entegre olma süreci Suriye'de PYD/YPG üzerinden oluşacak olan bir çatışma ortamını ortadan kaldırmıştır.

Yine Amerika ve İsrail'in İran'a saldırısıyla birlikte İran'ın kuzey bölgelerindeki PJAK unsurlarının silahlandırılması meselesi de yine Türkiye'nin çok ciddi bir şekilde verdiği destekle başarısız oldu ve PJAK da bizim açımızdan bir risk olmaktan çıktı. Ama hepsinden önemlisi 2-3 hafta evvel bize ziyarete gelmişti Irak Meclis Başkanı Halbusi… Sonra Sayın Cumhurbaşkanımız Irak Başbakanı ez-Zeydi ile Birleşmiş Milletler marjında görüştü. Halbusi basın toplantısında da ifade etti: 'Biz Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge meselesini ciddiye alıyoruz ve bunu sadece bir temenni olarak değil bizim için de hayati bir mesele olarak görüyoruz.' Eylül ayının sonunda ya da ekimin hemen başında Irak'taki bütün silahlı unsurların silahlarını devlet kurumlarına teslim etmesiyle ilgili süreç de kabul edildi. Ümit ediyorum ki Irak'ta da silahlı milislerin hızlı bir şekilde devlete entegrasyonu temin edilirse, bizim sadece Terörsüz Türkiye değil terörsüz bölge dediğimiz şey de yavaş yavaş gerçekleşmeye başlar. Bu işten rahatsız olan başta İsrail olmak üzere birtakım provokatif unsurların varlığını biliyoruz. Herkes çok dikkatli olsun. Söz kolaydır, sözü herkes söyler, söylenen sözün eylem olarak bir karşılığı yoksa bir önemi yok. Mühim olan sahada bunların gerçekleştirilmesi, yürürlüğe geçmesi ve barış ve kardeşlik üzerine kurulu yeni bir dönemin tesis edilmesidir. (467 Evet oyu) Çok büyük bir oy alacağını bekliyorduk ama bu beklentilerin üstünde bir rakamdır. Gerçekten çok iyi bir sonuçtur. Bildiğim kadarıyla parlamento tarihimizde de bu kadar yüksek oyla kabul edilen başka bir hukuki metin yoktur. Bu da partilerin nasıl güçlü bir destek verdiğini gösteriyor. Bu da şundan kaynaklanıyor. Bütün siyasi partiler tabanlarına gidiyor, konuşuyorlar. Terörsüz Türkiye meselesini, terörsüz bölge meselesini millet benimsemiştir. Siyaseten kim bunun dışında kalırsa halktan olumsuz yanıt alacağının farkında. Şimdi bu desteğin gereğini yerine getirmemiz lazım.

MÜHİM OLAN MÜZAKERE ETMEYİ BAŞARMAKTIR

'Yeni anayasa' ve 'erken seçim' konularında da değerlendirme yapan Kurtulmuş, 28'inci Dönem'in ilk açılışında, ilk Meclis Başkanı seçildiğimde yaptığım konuşmada şunu söyledim. '28'inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni bir anayasa yapması bakımından en elverişli Meclis'tir.' Mecliste 7 siyasi parti grubu var. Bu sayı 6 idi, 7 oldu. Mecliste temsil edilen 15 siyasi parti var ve temsil oranı yüzde 99. Oy veren hemen hemen herkes Meclis'te temsil ediliyor. Şimdiye kadar böyle bir meclis konfigürasyonu oluşmadı. Bu çok değerlidir, çok önemlidir. Mühim olan şey müzakere etmeyi başarmaktır. Bu komisyon raporunun benim için değerli olan tarafı şu. Partiler ilk raporlarını yazdığında baktık ki neredeyse hiçbir partinin ortak iki cümlesi yok. Ama herkes kendi fikrini revize ederek ortak bir noktada buluştu. Anayasa yapmak da böyle bir şeydir. Türkiye'nin sivil, çağdaş, kapsayıcı, kuşatıcı, demokratik yeni bir anayasaya ihtiyacı var, bu elzemdir. Türkiye demokrasisinin kusursuz işleyebilmesi için önemli adımlardan birisidir. Bu Meclis'in bunu yapma gücüne, kudretine sahip olduğu kanaatindeyim. Bazılarının konuştuğu 'kurucu Meclis' gibi tartışmaları tamamıyla antidemokratik bulurum. Bu Meclis, yeni anayasayı yapabilir. Ayrıca tam da zamanıdır. 'Başka bir mevsime bırakalım' görüşünü de doğru bulmam. Eğer siyasi partiler bir araya gelir güzel bir uzlaşma ortaya çıkarsa, bildiğim kadarıyla partilerin tamamının kendi anayasa hazırlıkları var, bu anayasa hazırlıkları ortaya getirilebilir, bunların bir ara kesiti ortaya çıkar ve yeni bir anayasa da oluşur. 'Erken seçim' ifadesini kullanıyoruz ama hukuki olarak seçim yenilenmesi meselesi… Onun da nasıl olacağı bellidir. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 360'tan fazla milletvekili seçimi yenilemek isterse ve hangi tarihte yenilemek isterse o yenileme süreci başlamış olur. Ayrıca seçimin yenilenmesi meselesi, siyasi iklim meselesidir. Şu anda Türkiye'nin gündeminde etkin olan, hakim olan siyasi gündem, seçimin yenilenmesi değildir. Anayasadan daha zor bir meseleyi, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nu başarmış bir Meclis, çok daha zor bir konuda ittifakı temin etmiş olan bir Meclis niye yeni anayasada bir uzlaşı sağlamasın? Ben de bu konuda üzerime düşen her türlü sorumluluğu yerine getiririm. Herkes kendi şahsi görüşünü söyleyebilir. Mühim olan partilerin bir araya gelerek alacağı tutumdur ve karardır. Dolayısıyla bu Meclis, bana göre yeni anayasa yapmak dahil her türlü yasa teklifini gündeme getirir, kararını alır ve uygulamaya koyar. Bu bir iklim meselesi. İklim oluştuğunda tabii ki… Zaten şu anda bu söylediğim de doğrudan bir adımdır. Partilere ve Türkiye kamuoyuna çağrıda bulunuyorum aslında. Bir de bu yıl şöyle bir özelliğimiz de var. Meclis-i Mebusan'ın, yani Türkiye'nin ilk anayasasının üzerinden tam 150 yıl geçmiş. 150 yılda Türkiye çok büyük bir anayasacılık tecrübesine sahip, büyük bir birikimi olan ülke. Anayasa konusunda tartışanlar bir de Türkiye'nin bu müktesebatının da farkında olsunlar. Niye Türkiye 150'nci yılda yepyeni bir anayasa yapamasın? açıklamasında bulundu.

Kurtulmuş, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin büyük oranda oturduğu kanaatinde olduğunu dile getirerek, Halk tarafından da kabul gördüğü kanaatindeyim. Çünkü kaç kere seçime gidildi, anayasa dahil… O anayasanın gerektirdiği cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil Türkiye üç kere seçime, yani bir referandum iki genel seçime gitti. Dolayısıyla bu sistemi fiilen millet onaylamış oldu. Ama daha evvel de Cumhurbaşkanlığı bünyesinde çalışmalar yapıldı, diğer siyasi partilerin teklifleri mutlaka olacaktır; aksayan, eksik yönleri, revize edilmesi gereken yönleri tabi ki gündeme getirilebilir. Ayrıca bir anayasa yapmaktan bahsediyorsak, hele hele anayasada belli köklü değişikliklerden bahsediyorsak bunun yolu masaya herkesin getirdiği fikirlerde uzlaşmaktır. Bunun için de partiler kendileri açısından kırmızı çizgileri ortaya koyarlar, eğer o kırmızı çizgilerin olmadığı alanlarda bir uzlaşı çıkarsa, ortaya bir mutabakat metni de çıkar diye düşünüyorum. Zor… Ama dediğim gibi daha zor olanı başarmış bir Meclis'te konuşuyoruz. (Yüzde 50+1) Bunların hepsi o süreç içerisinde, yani bir anayasa değişikliği konusu gündeme geldiğinde gündeme gelebilir. Buradan, 'Yüzde 50+1 falanca partinin görüşü, bunun değiştirilmesi filanca partinin görüşü' gibi bir tartışmayı doğru bulmam. Zaten bir şeyi tartışılacaksa gündeme gelir ve bunlar bir şekilde ele alınır. Nihayetinde uzlaşacak olan partilerdir. Bu teklifi, doğru ve yerinde bir teklif olarak telakki ediyorum. Siyasi hayatım boyunca şuna inanmış birisiyim. Bir ülkenin demokratik topografyasını dört yasal metin ortaya koyar. Anayasası, siyasi partiler yasası, seçim yasası ve Meclis İçtüzüğü… Bu dört metnin demokratik bir revizyona ihtiyaç duyduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla bu Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasasının değiştirilmesi teklifini son derece olumlu ve yerinde buluyorum. (İç Tüzük) Onun ön hazırlıklarını da yaptık. Siyasi gündeme gelemedi ama ilk işimiz… Meclis'te grup sayısı arttı. Meclis Genel Kurulu çalışmalarına salı günü 15.00'te diğer günler 14.00'te başlıyor. Saat 20.00, hatta 21.00'e kadar herhangi bir yasa görüşmesine başlanamıyor. Bu olmaz. Biz iç tüzük için detaylı çalışmalar yaptık. Hatta bütün tartışmalar yapılsın ve haftanın bir günü de sadece oylama günü olsun hangi yasa çıkacaksa dedik. Bunların hepsi çalışıldı ama bir türlü gerçekleştiremedik. Sizi temin ederim ki siyasi partilerden arkadaşlar Meclis'in işleyişi ile ilgili arka kapıda şikayetlerini, eleştirilerini ortaya koyarlar ama maalesef bir türlü iç tüzük değişemez. Şimdi herhalde sıradan bir günde ortalama gece 00.00'dan, 01.00'den evvel Meclis Genel Kurulu kapanmayacak gibi görünüyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, dünyanın en uzun çalışan, en ciddi çalışan, en kesintisiz çalışan parlamentolarından birisi Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ama verimlilik açısından Türkiye Büyük Millet Meclisi nasıl diye sorarsanız, o konuda aynı şeyi söyleyemiyoruz maalesef. Derdimiz bu çalışmaların daha verimli halde olmasını temin etmektir. Yoksa A partisinin ya da B partisinin sözünün kesilmesi, kısılması değildir ifadelerini kullandı.

'MEKKE SAVUNMA ANLAŞMASI HERHANGİ BİR SAVUNMA PAKTINA ALTERNATİF DEĞİL'

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Mekke Savunma Anlaşması ile ilgili ise Mekke Savunma Anlaşması'nı, Husilerin yaptığı söylenen bu saldırı üzerine kurulduğu fikrinin çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Suudi Arabistan bölgenin büyük ülkelerinden birisi, Pakistan aynı şekilde büyük ülkelerden birisi, Türkiye aynı şekilde bölgenin en önemli ülkesi… Bölgedeki gelişmelere bakın. Bu bölgedeki en büyük istikrarsızlık kaynağı, İsrail'in saldırılarıdır. İsrail, Filistin'e saldırdı, Lübnan'a saldırdı, Suriye'ye saldırdı, Irak'a saldırdı, Yemen'e saldırdı, Katar'a saldırdı, diğer ülkelere saldırdı. Yani İsrail'in saldırılarından hiçbir şekilde bölge ülkelerini koruyacak bir mekanizma yok. Katar'daki Hamas heyetini bombaladığı zaman İsrailliler, şunu ifade etmiştim. 'İsrail açıktan bir mesaj veriyor. Verdiği mesaj da doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ne. Diyor ki 'Sen istediğin kadar dolarları al, istediğin kadar bunlarla anlaşma yap, bölgede hiçbir ülkeyi koruyamazsın ya da korumazsın.' Bölge ülkeleri açık bir tehditle karşı karşıya. Dolayısıyla Mekke Savunma Anlaşması aslında bölge ülkelerini şimdiye kadar korunamadıkları saldırılardan koruyabilmek için gündeme gelmiş olan bir anlaşma. Henüz fikir safhasında. Evet, anlaşma imzalandı, ortaya bir sonuç çıktı, genel sekreteri atandı, çok taze bir gelişme. Ümit ediyorum ki, bu anlaşma genişleyerek devam etsin. Diğer bölge ülkelerinin de içinde olduğu, hatta ve hatta geniş İslam coğrafyasından ülkelerin de katkı sunduğu bir ortak şemsiye haline dönsün. Böyle baktığınız zaman zaten Mekke Savunma Anlaşması ilk andan itibaren söylenildiği gibi herhangi bir savunma paktına alternatif değildir, herhangi bir devlete de karşı yapılmış bir anlaşma değildir. Tabi ki Türkiye'de bir uluslararası anlaşmanın nasıl yürürlüğe gireceği belli. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelen bir şey yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine gelmesi doğaldır diye konuştu.


DHA