Ali DERE

Ali DERE

O Gece (15 Temmuz)

14 Temmuz 2017 - 11:50

Ben Ali, hayatımın en derin izlerini yaşadığım geceyi bir de benden dinlemenizi isteyeceğim. Ben Beylerbeyi’nde oturan 18 yaşında bir gencim. İş yerim Çengelköy, okulum ise Üsküdar’da. Yaşamım bir rutin içinde ama şükürle geçip gidiyor.

O gün,  hainlerin o kanlı gözlerinde ihanet kıvılcımları saçtığı gün ben yıllık iznimi kullandığım tatilimden eve henüz dönmüştüm. Ertesi gün işime gidecektim. Erkenden uyumuşum, Annem gelip beni sarsarak uyandırana kadar her şey normaldi sanırım. Uyanıp endişeyle doğruldum ve “Buyur annem ne oldu,  neden böylesin?” diye sorduğumda: “Ülkemiz, bu güzel vatanımız elden gidiyor oğlum.” dedi. Hiçbir şey anlamamıştım. Ve hattaTRT deki sunucu çıkıp açıklama yapana kadar annemi ciddiye dahi almamıştım. TRT kanalındaki sunucunun:” İkinci bir emre kadar sokağa çıkmak yasaktır.” kelimelerinden sonra aklıma gelen ilk kişi Cumhurbaşkanımız oldu. Acaba neredeydi, ne düşünüyordu.  Ben Cumhurbaşkanımızın telefon bağlantısını görmeden evden çıkmıştım. Annem ve 13 yaşındaki erkek kardeşimle birlikte Kısıklı’daki Cumhurbaşkanlığı konutunun önüne gittim. Orada gördüm ki bazı insanlar bu ihaneti çoktan kabul etmiş, marketlere koşuyorlar. Yüzlerine öfkeyle baktım. Belkide benim milli duygularım çok  yüksekti. Konuta ulaşmıştık. Çok fazla insan vardı ama gelenler fazla durmuyor Boğaz köprüsüne doğru ilerliyorlardı. Annem, ben ve kardeşim de köprüye yöneldik. Buradaki büyük  kalabalıkta çok büyük de bir sessizlik vardı. Köprü yoluna girdikten sonra sessizliği, silah sesleri inceden bozmaya başladı. Annem ve kardeşimi geride bırakıp köprünün gişelerine kadar geldim. O dakikaya kadar silahların namlularını üzerimize çevirdiklerini tahmin etmezdim. Vatandaşlarımızdan biri: “Bizim atalarımız Çanakkale’de en güçlü donanmalara doğru, ayaklarına giyecek ayakkabıları olmadan koştular. Biz de bir avuç haine bu ülkeyi bırakmayacağız kardeşlerim.” dedi. O an içimde korkuyla karışık bir huzur hissetim. Herkes tek yürek olmuş tekbirlerle hainlerin üzerine yürüyordu.  Bir anda silahlar patlamaya başladı. Gişelerin önündeydik. Herkes yere yattı. Ben gözlerimi kapatıp kendimi bariyerlerin altına attım. Yaklaşık 45 saniye etrafımda mermiler uçtu durdu. Sonra  birince sessizlik ve nihayetinde yüreklerden yankılanan tekbir sesleri.

Akrep yelkovanla kolkola girmiş hızla koşuyordu zamanın kıskacında. Heryer yangın yeri. Yiğitler düşüyor bir bir yerlere.  Her tarafta inlemeler her yanda bir vaveyla.Ben başımı kaldırdığımda ayaklarımın ucunda bir amca, şehadet şerbetini içmek üzere idi. Gözlerimin içine çivilenmiş o çaresiz bakış karşısında dilim tutuldu sanki. Bir an konuşamadım. Sonra yüreğimi yakan bir çaresizlikle ve sesimin olanca kuvvetiyle bağırdım: “Yardım edin, yardım edin!”  Amcayı kollarımın arasından alıp motora doğru koştular.  Öylece kalakalmıştım orada, aklımdan sevdiklerim geçiyordu. Etraftaki sesler beynimde azalmıştı. Kendimle başbaşaydım orada adeta. Sonra ayağa kalktım. Avuç içlerimdeki kanın sahibi, peygamberimizle kucaklaşıyor, sahabelerin ellerini öpüyordu belkide. İçine girdiğim kısa süreli şoktan etrafımdaki seslerle uyandım. Etrafta kurtulabilecek olanları alıyorlar, şehit olanları sonraya bırakıyorlardı. Bir anda büyük bir ses daha patladı kulaklarımızın dibinde. Tankın ateşiyle birlikte yerin sarsılışıyla herkes tekrar yere yattı. Aşırı çaresizlikti hissettiğim. Bir avuç hainin beni o duruma sokması canımı çok yakıyordu. Evet  şartlar eşit değildi ama konu vatandı. Şairin sözleri geldi aklıma: “Neler yaptık şu vatan için? Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik.” Biliyordum. Durmak yoktu. Dönmek yoktu. Belki de ölmek vardı. Geri dönmeyi düşünen olmadı hiç. O gün orada herkesin içindeki iman ve vatan aşkı galeyana gelmiş doludizgin koşuyordu sinelerimizden dışarı.

Bir abimin sesini daha duydum. İçindeki çoşkun duygular ses bulmuş haykırıyordu kalleşler güruhuna:”Daha ne kadar ateş edeceksiniz… Bitecek o mermileriniz. O zaman göreceksiniz.”

Silah sesleri kesildikten sonra kollarımda bir kişinin daha ailesini bu dünyada yalnız bırakmaması için direkt ayağa kalktım. Yaralananları hastaneye taşıyabilmek için elimden geleni yaptım, Koştukça güç geliyordu. Bir an bile düşünmeden, üzerimize yağan mermilere aldırmadan yaralıları taşımak, hastaneye yetiştirmek için gücü yeten herkes canla başla koşuşturuyordu. Ön saflarda vatan hainlerine silahla karşı koyanlar da vardı. Sanki kötü bir kabusun içindeydik. Böylesi bir ihanet ağlarını nasıl örmüştü sinsi sinsi. Nasıl olmuştuda şimdi böylesine pervasız böylesine kana susamış halleriyle halkın üzerine ateş açabiliyorlardı. İnsanların hayatını tek kurşunla elinden alıyorlardı. Tek tetikte kendi vatanının evladının canına kastediyor, o tek kurşunla bir ailenin dağılışına yol açıyor, ömür boyu unutulmayacak kederin tohumlarını ekiyorlardı. Ama Rabbim hainlere geçit vermedi.  Biz öyle bir milletiz ki dünyevi rütbelerini kötüye kullanan alçak tuğgenerali tam alnından vurarak öldürürken kendi bedeni de hain kurşunlarla delik deşik edilip bu yolla vatan hainlerine geçit vermeyen  Ömer Halisdemirler, kamyonunun arkasına mahallesindeki insanları toplayıp hainlere karşı duran annelerimiz, hayatlarını hiçe sayıp önce vatan diyerek tankların önüne yatan abilerimle dolu bir ülkede yaşıyoruz. Evet biz onların tankına, topuna, tüfeğine göğsünü siper ederek şehadet şerbetini içmekten çekinmeyen, ölüme imanıyla kalbindeki inançla giden bir milletiz. İşte bu nedenle  nekadar güçlü olurlarsa olsunlar, sayıları ne kadar fazla olursa olsun bizim içimizdeki cevherin önüne geçemezlerdi. Geçemediler.

Günün ilk ışıkları çıkmıştı ortaya. Sabahın ilk saatleriyle birlikte hainlerin yüzünün rengi soldu. Çaresizlik sırası onlardaydı. Mermileri çok azalmıştı, takviyeleri yoktu. Artık son noktadaydılar. İçlerinden bir kaçı ellerini kaldırdı, sonra sırayla hepsi... İçimizdeki öfke o kadar büyümüş o denli canlıydı kibizler bütün gücümüzle üzerlerine koşunca o anki korkuyla artık silahlarında kalan son mermileri de üzerlerimize yağdırdılar. O an Peygamberime kavuşan, sahabeyle kucaklaşan şehitlerim çoğalmıştı.

Son yaralıları sırtlayıp motorlara getiriyordum. Sonra aynı hızla geri dönüp yeni yaralıları alıyordum. Sivil motorlarla taşıyorduk hastaneye. O kalabalıkta en hızlı motorlar gidebiliyordu çünkü.  Son yaralıyı da taşıdıktan sonra kendimi yere bıraktım.Birden dizlerimin bağı çözülürcesine olduğum yerde kalakaldım. Gözlerimi kapatıp dakikalarca, Allahım zafer senindir, dedim. Dualar ettim.

Saatler geçmişti. Ailemi unuttuğumu farkettim ki telefonuma sarıldım. Sinyal olmadığını  anlamam uzun sürmedi. Zaferin coşkusuyla koşarak sinyalin olduğu bir yer aramaya başladım. O coşkuyla Altunizade metrobüs durağına kadar koşmuşum. Elimde telefona bakarak, ailemi aradım durdum. Yaklaşık yarım saat sonra Annem ve kardeşimi sağ sağlim karşımda görünce o kadar büyük bir mutluluk duydum ki. Ama annemin bakışlarında bir farklılık vardı, pek sevinmiş gibi bakmıyordu yüzüme. Yakama yapışıp: “Ben seni şehit ol diye yolladım, senin burada ne işin var?” diyerek bağırdı bana. O an utancımdan yerin dibine girdim adeta. Sonra biraz önce bana şehit ol diye haykıran kendisi değilmiş gibi  şefkatli kollarının arasına aldı beni. İkimiz de ağlıyorduk. Gözlerimden yaşlar akarken: “ Annem, üzerin kan olmasın, dur.” dedim. Aldırmadan dahada sıkı sarılmaya başladı, peşinden kardeşim de atladı boynuma. O dakika dudaklarımda Akif’ten iki mısra can buluyordu:  "Asım’ın nesli, diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek." Kendimle gurur duyduğum ilk günümdü sanırım.

Allahım’a sonsuz şükürler ederek evimizin yolunu tuttum. Yolda hiç konuşmadık. Annemler neler yaptı, neredeydiler merak içerisindeydim ama acılarımızçok tazeydi. Bir şeyler sorarak  bu zafer dolu anın büyüsünü bozmak, annemiyeniden gözyaşlarına gark etmek istemiyordum. Kardeşim 13 yaşında dedim ya. Pek farkında değildi tabii olan bitenin. Bana bir soru sordu birden: ‘Abi kurşun çok acıtırmı? Sen canım acımasın diye mi almadın beni yanına?” Kurşun bana napar ki küçük? O demirden delgeç benim göğsümdeki inancı parçalayabilir mi?  Gözlerimden akan yaşlarla annemin gözünün içine baktım. Ben yokken aynı soruyu Anneme de sormuş.  Aslan kardeşim şuan o hainlerin neden bize kurşun sıktığını iyi biliyor. Allahım o günleri bize tekrardan yaşatmasın ama bir gün bu hainlerin devamı gelirse kardeşimle birlikte göğüs gereceğiz o hainlere.

 Eve geldiğimde üzerimdeki kanlı kıyafetleri çıkarıp duşa girdim. Ellerim titriyor sanki bilincim kapanıyordu. Bundan sonrası nasıl olacaktı? Ülke hala Cumhurbaşkanımızın yönetiminde miydi, hiçbirşey bilmiyordum. Kahvaltımı yapıp işe gitmek için yola koyuldum. Sokaklar bomboştu. Herkes gecenin yorgunluğuyla evlerine dağılmıştı. Sokaklarda geceden terkedilmiş arabalar, motorlar vardı. Iş yerim daha önce söylediğim gibi Çengelköy’de. Gazi Çengelköy. O gece kulelideki hainlere göğsünü siper eden, sapasağlam imanıyla canını ortaya koyup milli iradeyi vatan hainlerine bakmayan, Gazi Çengelköy. İş yerime geldiğimde yollarda hâla kan vardı. Sahil şeridi üzerindeki kafelerde cam kırıkları…Sokakta beklenmedik sükunet, bir sessizlik… Çöpçüler yerlerde çöp değil, kan süpürdüler o gün. Hainlerin yaptıklarının izleri ulu çınar ağaçlarında hala duruyor.

 Akşama doğru hep beraber Kısıklı’ya Cumhurbaşkanlığı konutunun önüne nöbete gittik. Takip eden günlerde de her gün orada nöbetteydim. İş yerimde benim gibi çalışan biri daha var, Emre abi. Genelde onunla giderdim nöbetlere. Onlarca kişi tanıdım orada benim gibi. Aralarından iki kişi gaziydi. Ne zaman, nerede ve nasıl vurulduklarını anlattıkça onlar,  içim parçalanıyordu. İkisi de ayağından vurulmuş ama yine olsa yine en önde gidecek güçleri vardı. Gözleri kartal gibi keskin bakıyordu etrafa. Gencecik yaşlarında kurşun izleritaşıyorlardı. Kahramanlıklarının kutsal nişanelerini ömür boyu vücutlarında taşıyacaklardı. Orada, nöbetteki herkes Ömer HALİSDEMİR kadar cesur, ülkesine, vatanına, bayrağına, istiklal marşına sadık insanlardı. Konu vatan olunca düşmanın , hainin üzerine en önde yürüyecek insanlardı. Bu ülke buyüzden bölünmez. Kanlarıyla al bayrağıma rengini veren şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Sizlere nöbet günlerimizden birinde  gazi bir abimden dinlediklerimi aktaracağım. Yer, Ümraniye Meydanı. Gazi abim hainlerin darbe girişimini duyunca sokağa inmiş. Ne olup bittiğini öğrenmek içinetrafına bakıyor, bir anda yaşlı bir çiftin büyük bir tartışma içinde olduklarını görüp yanlarına gidiyor. Abimiz bu hummalı tartışmanın içinde buluyor kendini. Müdahale etmeden dinlemeye başlıyor. Anlaşılıyor ki yaşlı amca o kalabalık yiğit ordusuna katılmak istiyor, eşi yaşlı teyzemiz de buna karşı koyuyor. Bu mücadelede tartışma o kadar büyüyor ki yaşlı amcanın öfkesi galebe çalıyor ve biraz da sert bir manevrayla kolunu sıkı sıkıya kavrayıp kendisini bırakmak istemeyen eşi teyzemizden bir hamlede kurtuluyor. Gazi abim bakıyor ki tansiyon iyice yükseliyor, yaşlı  çiftin yanına gidiyor. Yaşlı amcaya bu öfkesinin nedenini, hanımını neden incitircesine kendinden itip uzaklaştırdığını soruyor. Yaşlı amca:“Oğlum darbe oluyor, ben burada duramam, gideceğim ve karşı koyacağım.”  diyor, Gazi abim;” Amca sen hanımının yanında dur, ben gider senin yerinede göğüs gerip karşı koyarım.” deyince, yaşlı adam sert bir üslubla:“Oğul ben 80 ihtilalinde sokağa çıkmayıp evde durdum, sabahında kapıma askerler dayandı. Ben o sıra hanımla yeni evliydim, o gün o askerlerden bir tokat yedim, hanımımın yanında küçük düşürüldüm. Bugün yine evde kalırsam yarın o tokatı yine yerim. Baksana hainler ortalığa düşmüş. Memleketi savunmak varkentokat yemek yerine gider aslanlar gibi şehid olurum. Önüme kimse çıkmasın.” ben tekrardan o takatı yiyemem.” Diyor ve gazi abimin kolunda köprüye kadar yürüyüp vatan hainlerine karşı birlikte göğüslerini siper ediyorlar.

İşte böyle… Söz konusu vatan olunca, bayrak olunca, abi kardeş, baba oğul, ana kız, yediden yetmişe, cümlemiz yek vücut, hepimiz tek vücut oluruz. Atalarımın, ecdadımın kanından gelen mücadele azmimiz, zafer tutkumuz, zalime karşı durduğumuzda içimizdeki vatan millet sevgisiylecephelere atılışımız,Allah’ın izniyle hiç bitmeyecek.O gün yaşlı amcamızın tokadı bir daha yememe söylemi düşünüldüğünde gerçekten umursadığı o tek  bir tokat mıydı acaba? Burada galiba aslolan ve o yaşlı amcamızın da kalbinde nabız misali atan ulusça, topyekün bir tokat yememearzusu değil miydi gerçekte? Gazi olan iki abimle hala abi kardeşliğimiz devam ediyor. Arada bir çalıştığım yere gelip kahvemi içiyorlar ve muhabbet ediyoruz.

Hainlerin kör kurşunlarından biri bana denk gelse belki orada şehit düşecektim, Başlarda beni sarıp sarmalayan duygu, onca şehadet şerbetini içen kahramanların içinde olamamaktan kaynaklı bir üzüntüydü. Herkese nasip olmayacak öyle şerefli bir mertebe ki insanı Rabbinin huzuruna erdiğinde mükafatların en büyüklerini bahşeder insana. Rabbin seni mukaddes kılmıştır. Peygamberini görürsün. Sahabene komşu olursun. Kutsal değerler uğruna  verilmiş canların ne önemi var ki. Vatan için, bayrak için, atalarının dönmeyi düşünmeden ileri atılıp üzerinde şüheda yığınına dönüştükleri toprak için ölmek şereftir bizlere. Bu lütufa mazhar olamamaktı boynumu büken biraz da. Evet üzüldüm ama bizim inancımızda kadere iman da vardı. Olanda hayır da vardı. Allah’ın hükmünde hikmetler vardı. Öyleyse meyus olmak yok ey genç dedim kendi kendime. Kalk, silkin. Yurdun senden hizmet bekler belki de. Uğraş, çabala. Ruhundaki şaha kalkmış kıymetli uyanışları, boşa çıkarma. Unutma, unutturma. Uyanık kal. Çalış, çok çalış…. Ve yine bir dörtlük geliyor dilimin ucuna:

Vatan senden hayat umar,

Sen yaşarsan, o canlanır;

Vatan için ölmek de var,

Lakin borcun yaşamaktır…

Tarih elbette 15 Temmuz kalkışmasını kalleşlik sayfalarına kanlı harflerle yazdı. Giden canların kutsal vatan yolunda kaybedilmiş canlar, şehitlerimizin de ölüler olmadığını söyledik. Bu elbette böyle. Ancak bu hain kalkışmacıların söndürdükleri ocakların, onca yiğidin ardında bıraktıklarının yüreklerindeki acıların var olduğu da bir gerçektir. Geride kalanların kutsal tesellileri olsa da boyunları bükük yetimler, analar, babalar kaldı o menfur günden geriye bir yerlerde. Çoğu insanın ruhsal dengesi yalpa vurur oldu bir o yana bir bu yana. Ben ilk gecelerde uyuyamazdım mesela. Aklımdan, zihnimden, düş dünyamdam gözümün önüne vurulup yerle yeksan olan o insanlar gitmiyordu.  Sonrasında belkide 1 ay gece rüyalarımda gördüm o kanlı ama zafer dolu geceyi. Annem söylüyor, bazen uykumda konuşuyor, birilerine bağırıyormuşum.

Aslında düşünüyorum da yaşadığım tüm travmalarına rağmen ileride çocuklarıma anlatacağım bir kahramanlık hikayesininkahramanlarından biri de ben olmuştum. Bundan büyük şan var mı evladına miras bırakacağın.

O geceye ve sonrasına ilişkin söylemek istediğim bir şeyler daha var. O gece onlarca arkadaşım, abim ve kardeşimbeni telefonla aramış, ulaşamamışlar. Sonrasında hepsini arayıp Allahın izniyle iyi olduğumu söyledim. Arkadaşlarımın, dostlarımın yaşadıklarımı öğrendikten sonra o günkü acıyı, gördüklerimi benimle birlikte yaşamış kadar olmaları ve her türlü desteği bana vermeleri benim psikolojik olarak çarçabuk toparlanmamı sağladı belki de. Bugün geldiğim noktada kendimi ruhsal ve düşünsel olarak daha olgun buluyor, bir şeyler başarma azim ve isteğini benliğimde daha kuvvetle hissediyorum. Dürüst, namuslu, cesur, iyi ve örnek bir genç olma fikri damarlarımda dolaşıyor, nabzıma altın vuruşlar atıyor. Bu heyecanı, bu şevk ve aşkı ruhuma bahşeden Allah’a bir kere daha şükürler olsun.

Söylediklerim geçmeyen adrenalinin üzerimde kalan heyecanın izleri değil. Mantıklı ve sakin düşünüyorum. Geldiğim noktaları çok önemli bulup, yitirmemek adına kendime her türlü telkini yapıyorum. Kendime hedefler koydum. Öncelikli olarak onlara doğru ilerleme yolunda kararlı adımlar atıyorum. İlerideki hedeflerimden biri de Polis Özel Harekatı içinde var olabilmek. O geceden sonra bu hedefim için çok daha fazla çalışıyorum. Fiziksel olarak yeterliliğim var ama bilgi olarak çok daha fazlasını ortaya koymam gerektiğinin farkındayım. Ben eminim ki  o gece benim gibi bu ülke için canını ortaya koyan binlercesi de yine  benim gibi bu ülke için daha da çalışacak, yarınlara emin adımlarla koşacak. Bizler ilk okuldan beri atalarımızın kahramanlıklarını dinleyerek büyüdük. İstanbul’ un fethinde gemileri karadan yürüten Fatih Sultan Mehmetler, Sütçü İmamlar, Nene Hatunlar, Çanakkale zaferinde 276 kiloluk mermiyi tek başına sırtlayıp düşmana geçit vermeyen Seyid Onbaşılar, vatanın kahraman çocuklarıdır. Şimdilerde, yakın tarihin 15 temmuz sayfasına,  tankların önüne yatan nice yiğitler, vatan için, demokrasi ve milli iradenin bütünlüğü için vuruşup isimsiz kahramanlar olarak namlarını yazdırdılar.

Düşünüyorum da insan ne için yaşar.? Nedir dünyayı yaşanılır ya da yaşanası yapan? Hangi değerler üzerinde dönmektedir dünya ya da dönmelidir? Ve bize sunulan yaşam içinde bizim ömrümüzü anlamlı kılan nedir? Biliyorum ki toplumdan topluma değişen değer yargıları var. Çoğullanmakta ve toplumları şekillendirmekte. Ama hangisi doğru. Hangisi gerçek doğru. Burada varılması gereken tek sonuç ilahi gerçekliktir. Onun üzerine söylenecek söz tağuti dünyanın yalan sözüdür. Zaten varlığını ve amacını ilahi düzenden almayan dünyevi hiçbir prensip var kalamaz. İşte bizler de Yüce Allah’ın  İslamla şereflenmiş kulları olarak şükür ki Rabbin katından bize ulaşan değerlerin farkındayız. Bunları baş üstünde taşıyıcılarız. Allah için, Allah’tan gelen kutsal bildiğimiz tüm değerlerin sahibi olmamız gerektiğinin de bilincindeyiz. Bu farkındalık ve bilinçle yaşadığımız her ne melanet var ise önce Rabbimize şükürle, sonra sinelerimizde taşıdığımız iman gücüyle bütün kutsallarımızın yılmaz bekçisi ve savunucusu oluruz. İşte benim de bu dünyadaki hiçbir gencin yaşamaması gereken bir geceyi yaşayıp, görmemesi gereken onca şeyi yaşarken ve de ateş çemberinin taa ortasına atılırken  ailemi bile unutarak ön saflara atılmam, içimdeki vatan sevgisi ve kuvvetli imandır.

Rabbim bizleri vatansız bırakma. Şehidime rahmet eyle.

Ali DERE

 

Son Yazılar