<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:image="http://purl.org/rss/1.0/modules/image/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Haber16 - Bursa Haberleri, Bursa Haber, Son Dakika Haberler, Haberler - Sağlık</title>
    <description>Bursa haberleri, son dakika bursa güncel haberler, Bursa haber ve Türkiye gündemine ait en son haberler, haber, son dakika, gündem haberleri haber16.com da.</description>
    <link>https://www.haber16.com</link>
    <atom:link href="https://www.haber16.com/xml/rss_google.php?KatId=12" rel="self" type="application/rss+xml" />    
<item>
		   <title>72 ilaç daha geri ödeme listesinde</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/72-ilac-daha-geri-odeme-listesinde/1765785/</guid>
		   <description>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, aralarında kanser ilaçlarının da bulunduğu 69’u yerli üretim 72 ilacın daha Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) geri ödeme listesine dahil edildiğini bildirdi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/04/72-ilac-daha-geri-odeme-listesinde-6430.jpg" />
Işıkhan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla önemli bir adım attıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:

“Kanser başta olmak üzere birçok hastalıkla mücadelede kullanılan ilaçlara ve tedavi yöntemlerine erişimi kolaylaştırıyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla geri ödeme listemizin kapsamını genişlettik. 69’u yerli üretim olmak üzere 72 ilacı daha listemize dahil ettik. Hastalarımıza şifa olmasını diliyorum.&quot;

Işıkhan, bu ilaçlardan 6’sının kanser, 6’sının kronik immün trombositopenik purpura (ITP), 6’sının diyabet, 5’inin kolesterol, 3’ünün multiple skleroz (MS) ilacı olduğunu kaydetti.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 15:46:14 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Uzman isim uyardı! 3 haftadan uzun süren öksürüğe dikkat</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/uzman-isim-uyardi-3-haftadan-uzun-suren-oksuruge-dikkat/1765594/</guid>
		   <description>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sinem İliaz, tüberkülozun hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini, özellikle uzun süren öksürük şikayetlerinin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini belirtti.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/uzman-isim-uyardi-3-haftadan-uzun-suren-oksuruge-dikkat-4268.jpg" />
Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen İliaz, tüberkülozun tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen dünya genelinde hala en fazla ölüme yol açan bulaşıcı hastalıklardan biri olmayı sürdürdüğünü ifade etti.

İliaz, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl yaklaşık 10 milyondan fazla kişinin tüberküloza yakalandığını ve 1 milyondan fazla kişinin hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini aktardı.

Tüberkülozun akciğerleri etkilediğini kaydeden İliaz, “Üç haftadan uzun süren öksürük, balgamda kan görülmesi, gece terlemeleri, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler tüberküloz açısından önemli uyarı işaretleridir. Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.&quot; ifadelerini kullandı.

İliaz, Türkiye’de tüberkülozla mücadelenin güçlü şekilde sürdürüldüğünü vurgulayarak, Türkiye’de yıllık tüberküloz görülme sıklığının yüz binde 14 civarında olduğunu ve hastaların büyük çoğunluğunun tedaviyle tamamen iyileşebildiğini belirtti.

Türkiye’de hastaların düzenli olarak takip edildiğini aktaran İliaz, “Ancak tedavinin başarıya ulaşması için ilaçların düzenli ve eksiksiz kullanılması büyük önem taşır.&quot; değerlendirmesinde bulundu.

İliaz, tüberkülozun hava yoluyla bulaşan bir hastalık olduğunu hatırlatarak, “Hasta bireyin öksürmesi veya hapşırmasıyla ortama yayılan mikroplar, özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda kolayca bulaşabilir. Bu nedenle erken tanı sadece bireysel değil, toplumsal sağlık açısından da kritik öneme sahiptir.&quot; değerlendirmesini yaptı.

Bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler, kronik hastalığı bulunanlar, sigara kullananlar ve yetersiz beslenen kişilerin tüberküloz açısından daha yüksek risk altında olduğuna dikkati çeken İliaz, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.

İliaz, tüberkülozun önlenebilir bir hastalık olduğuna vurgu yaparak, “Bebeklik döneminde yapılan &apos;BCG aşısı’ özellikle ağır hastalık formlarına karşı koruyucudur. Bunun yanı sıra yaşam alanlarının havalandırılması, hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve şüpheli belirtilerde erken başvuru, hastalıktan korunmada önemli rol oynar.&quot; ifadelerini kullandı.

Toplumda farkındalığın artırılmasının tüberkülozla mücadelede en önemli adımlardan biri olduğunu aktaran İliaz, geçmeyen öksürük gibi basit görünen şikayetlerin bile hayati bir hastalığın habercisi olabileceğini, bu nedenle belirtilerin asla ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 14:18:01 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>36 ilaç daha geri ödeme listesine alındı</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/36-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi/1765493/</guid>
		   <description>Sosyal Güvenlik Kurumu, 36 ilacı daha geri ödeme listesine aldı. Geri ödeme listesine alınan ilaçlar arasında Hemofili, kan ürünü ve alerji aşısı da yer alıyor.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/36-ilac-daha-geri-odeme-listesine-alindi-969.jpg" />
Geri ödeme listesine alınan ilaçlara yenileri eklendi.

Sosyal Güvenlik Kurumu, 36 ilacı daha geri ödeme listesine aldı. Bu ilaçlardan 27’sinin yerli üretim olduğu öğrenildi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, geri ödeme listesine alınan ilaçlar arasında hemofili, kan ürünü ve alerji aşısı başta olmak üzere; diyabet, enfeksiyon, enzim eksikliği ve bağışıklık hastalıklarını kapsayan ilaçlar olduğunu açıkladı.

Bakan Işıkhan, “Hastalarımıza şifa olmasını diliyor, tüm vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür temenni ediyor, hayırlı bayramlar diliyorum.&quot; dedi.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 17:58:58 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Sağlıklı bir bayram için altın kurallar</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/saglikli-bir-bayram-icin-altin-kurallar/1765475/</guid>
		   <description>Ramazan ayı boyunca süren uzun süreli açlık ve kısıtlı öğün düzeninin ardından, vücudun normal beslenme ritmine güvenli bir şekilde dönebilmesi için dikkatli olunması gerekiyor. Burtom Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, bayramla birlikte porsiyonların aniden artmasının ve kontrolsüz tatlı tüketiminin sindirim sistemi sorunlarından kan şekeri dalgalanmalarına kadar birçok riski beraberinde getireceğini vurguladı.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/saglikli-bir-bayram-icin-altin-kurallar-5486.jpg" />
Bayramların, insanların bir araya geldiği, uzun sohbetlerin ve paylaşılan sofraların eşlik ettiği özel zamanlar olduğunu belirten Uzm. Dyt. Asu Kurtuluş, Ramazan sonrası süreçle ilgili olarak şunları söyledi: “Ramazan ayı boyunca bireyler ortalama 12-16 saat süren açlık periyotlarına adapte olur. Ramazan sonrası dönemde ise metabolizmanın yeniden günlük beslenme düzenine uyum sağlayabilmesi için öğünlerin dengeli planlanması, porsiyon kontrolünün sağlanması ve özellikle basit şeker içeriği yüksek tatlıların ölçülü tüketilmesi önemlidir. Kısacası Ramazan sonrası dönemde beslenmede temel yaklaşım; ani ve aşırı tüketimden kaçınarak vücudun normal metabolik ritmine kademeli ve dengeli bir şekilde dönmesini sağlamaktır.&quot;

 

Uzm. Dyt. Kurtuluş, bayramı hem keyifli hem de zinde geçirmek isteyenler için temel önerilerini sıraladı :

“Güne Dengeli Bir Kahvaltı İle Başlayın: Bir ay boyunca sahur ve iftar düzenine alışan metabolizma için bayram sabahı yapılan kahvaltı oldukça önemlidir. Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve sebze içeren; protein, sağlıklı yağ ve kompleks karbonhidrat bakımından zengin bir kahvaltı, kan şekerini dengeler ve gün içerisindeki aşırı enerji alımını sınırlandırmaya yardımcı olur.

Tatlı tüketimini dengeleyin: Ramazan sonrası iştah artışı görülebilir ve porsiyonlar farkında olmadan büyüyebilir. Geleneksel baklava ve şerbetli tatlılar yerine, küçük porsiyonları veya sütlü tatlıları tercih etmek daha dengeli bir yaklaşım sağlar.

Sindirim sistemini destekleyin: Ani ve ağır yemekler şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Öğünlerin yavaş tüketilmesi ve sebze içeriğinin artırılması sindirimi destekleyecektir.

Sıvı tüketimi ve fiziksel aktivite: Bayramda artan çay ve kahve tüketimi suyun yerini tutmaz. Gün boyunca yeterli su tüketimi sağlanmalı, yemeklerden sonra yapılan kısa süreli yürüyüşlerle kan şekeri kontrolü ve sindirim kolaylaştırılmalıdır.&quot;

“Önemli olan yasaklamak değil, porsiyon kontrolü&quot;

Bayramın ruhuna uygun şekilde ikramların tadını çıkarmanın mümkün olduğunu ifade eden Burtom Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, “Ramazan Bayramı’nda önemli olan tüm ikramlardan tamamen kaçınmak değil, porsiyon kontrolü ve dengeli seçimlerle bayramın keyfini sağlıklı şekilde çıkarabilmektir. Tüm halkımıza sağlıklı ve mutlu bayramlar dilerim.&quot; diye konuştu.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 18:21:23 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Araştırma ortaya koydu! Her gün multivitamin almak…</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/arastirma-ortaya-koydu-her-gun-multivitamin-almak/1765205/</guid>
		   <description>ABD’de yapılan araştırmada, her gün multivitamin takviyesi almanın biyolojik yaşlanmanın bazı göstergelerini yavaşlatabileceği belirlendi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/arastirma-ortaya-koydu-her-gun-multivitamin-almak-6792.jpg" />
Birçok büyük hastane ve araştırma merkezini bir araya getiren Boston merkezli Mass General Brigham ve Harvard Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışmada, ortalama yaşı 70 olan 958 sağlıklı kişinin kan örnekleri incelendi.

Katılımcılardan alınan kan örnekleri, çalışmaya katıldıkları başlangıçta, 12. ayda ve 24. ayda olmak üzere üç farklı zamanda analiz edildi.

Bilim insanları, katılımcıların biyolojik yaşlarını hesaplamak için kan örneklerinde DNA metilasyonu olarak bilinen ve yaşlanmayla ilişkili moleküler değişimleri ölçen 5 farklı biyolojik gösterge kullandı.

Analizler sonucunda, günlük multivitamin kullanımının bu 5 biyolojik göstergeden ikisinde yaşlanma belirtilerini anlamlı şekilde yavaşlattığı tespit edildi.

Araştırmada, 2 yıl boyunca günlük multivitamin kullanan yaşlı yetişkinlerde biyolojik yaşlanmanın, takviye almayanlara kıyasla ortalama 4 ay daha yavaş ilerlediği belirlendi.

Biyolojik yaşı kronolojik yaşından daha yüksek olan ve hızlanmış yaşlanma belirtileri gösteren kişilerde bu etkinin daha belirgin olduğu ifade edilen araştırmada, bu biyolojik göstergelerin aynı zamanda ölüm riskiyle ilişkili belirtiler arasında yer aldığı kaydedildi.

Araştırmanın ortak yazarlarından Howard Sesso, bu tür çalışmaların amacının yalnızca insanların daha uzun yaşamasını değil, aynı zamanda daha sağlıklı hayat sürmesini sağlamak olduğunu belirtti.

Çalışmanın sonuçları “Nature Medicine&quot; dergisinde yayımlandı.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:58:43 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Reçetedeki ilacın hangi eczanede olduğu artık e-Nabız&#39;da</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/recetedeki-ilacin-hangi-eczanede-oldugu-artik-e-nabiz-da/1765179/</guid>
		   <description>Sağlık Bakanlığınca e-Nabız sistemine eklenen “İlacım Nerede?&quot; özelliğiyle, artık vatandaşlar, reçetelenen ilaçlarının hangi eczanelerde bulunduğunu saniyeler içinde öğrenebilecek.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/recetedeki-ilacin-hangi-eczanede-oldugu-artik-e-nabiz-da-565.jpg" />
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Sağlık Bakanlığı dijital sağlık hizmetlerini geliştirmeye yönelik çalışmalar kapsamında e-Nabız kişisel sağlık sistemine “İlacım Nerede?&quot; adlı yeni özellik ekledi.

e-Nabız hesabı olan kullanıcılar, ilaca erişimde zaman kaybını azaltmayı hedefleyen özellik sayesinde, reçetelerindeki ilaçların hangi eczanelerde bulunduğunu saniyeler içinde görüntüleyebilecek.

Hastalar, yeni özellikle sistemde kayıtlı olan ve son 5 gün içinde düzenlenmiş reçetelerinde yer alan ilaçlarının hangi eczanede bulunduğunu ilçe bilgisiyle sorgulayabilecek.

Uygulama, seçilen eczaneye hızlı ulaşımı destekleyecek

“İlacım Nerede?&quot; özelliğiyle vatandaşlar aradıkları ilacın bulunduğu eczaneyi, “nöbetçi eczane&quot; seçimi yaparak da sorgulayabilecek. Bu kapsamda, reçete yazıldığı halde mesai saatleri içerisinde eczaneye gidemeyenler de ilaçlarına kısa sürede erişebilecek.

Uygulama, seçilen eczaneye hızlı ulaşımı da destekleyecek. İlacın bulunduğu eczane seçildiğinde uygulama üzerinden navigasyon başlatılabilecek ve vatandaşların eczaneye en kısa yoldan ulaşması sağlanacak.

Hastalara eczaneye gitmeden önce hatırlatma mesajı gönderilecek

“İlacım Nerede?&quot; sekmesinde vatandaşlara yönelik uyarı mesajı da yer alıyor.

İlacın bulunduğu eczane konumunun yer aldığı sayfada, verilerin bir gün önceki stok üzerinden güncellendiği ve ilacın o süre zarfında başka bir hastaya verilmiş olabileceği, bunun için eczaneye gidilmeden önce telefonla ilacın stokunun teyit edilmesi gerektiği hatırlatılıyor.

Geri bildirim sistemi ile stok bilgileri güncel tutulabilecek

Uygulama içerisinde veri doğruluğunu güncel tutmak amacıyla hastalar “geri bildirim sistemi&quot;ni kullanabilecek.

İlaç stok durumu, adres ve telefon bilgilerinin güncelliği ve harita lokasyon doğruluğu gibi başlıklarda vatandaşlar, uygulama üzerinden değerlendirmelerde bulunabilecek.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 11:31:01 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>İklim krizi kemiklerimizi eritiyor! </title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/iklim-krizi-kemiklerimizi-eritiyor/1765171/</guid>
		   <description>İklim krizi nedeniyle kandaki bikarbonat artarken, kemik sağlığı için kritik olan kalsiyum ve fosfor seviyeleri düştü.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/iklim-krizi-kemiklerimizi-eritiyor-4995.jpg" />
İklim değişikliği denince akla genellikle eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyeleri gelse de, yeni bir araştırma gezegenin tahribatının vücudumuzu doğrudan ve derin bir şekilde etkilediğini ortaya koydu.

Air Quality, Atmosphere &amp; Health dergisinde yayımlanan çalışma, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun artışıyla insan iskeletinin alarm verici bir hızla zayıfladığını gösteriyor.

KEMİKTEN ÇALIYOR

Avustralyalı araştırmacılar Alexander Larcombe ve Phil Bierwirth, 1999 ile 2020 arasında ABD’deki yetişkinlerin kan verilerini inceledi.

Araştırma, kandaki karbondioksit yan ürünü olan bikarbonat seviyesinin bu 20 yıllık süreçte yüzde 7 oranında arttığını belirledi. Bu artış, atmosferdeki karbondioksit yükselişiyle doğrudan paralellik gösteriyor.

Kandaki bikarbonat artarken, kemik sağlığı için kritik olan kalsiyum ve fosfor seviyelerinin düştüğü gözlemlendi.

Kandaki karbon konsantrasyonu normalin üzerine çıktığında, vücut bu dengesizliği gidermek için kemiklerdeki kalsiyum ve fosforu “feda ederek&quot; daha fazla karbondioksit absorbe etmeye çalışıyor.

Normalde kemikler bu besinleri birkaç hafta içinde geri kazanabilir. Ancak yüksek karbon seviyeleri “yeni normal&quot; haline geldiği için vücut kalsiyumu geri kazanamıyor ve net bir mineral kaybı yaşanıyor.

50 YIL İÇİNDE ETKİLERİ ÇIKACAK

İnsan fizyolojisi, evrimsel sürecinin büyük bölümünü stabil bir atmosferik karbondioksit seviyesiyle geçirdi. Ancak son 25 yılda hava kirliliğindeki artış, kemiklerimizi bu duruma uyum sağlamaya zorluyor.

Araştırmacıların uyarısı net:

“İnsan fizyolojisi son 25 yılda istikrarlı bir şekilde değişti. Mevcut trendler devam ederse, karbon seviyeleri 50 yıl içinde sağlıklı kabul edilen sınırın en uç noktasına ulaşacak; kalsiyum ve fosfor ise kabul edilebilir minimum seviyelerin altına inecek.&quot;

Bu durumun uzun vadeli fizyolojik etkileri henüz tam olarak çözülmüş değil, ancak bilim insanları nefes alan her insanı etkileyen bu iskelet zayıflamasının acilen dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 10:38:34 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Bakanlıktan ücretsiz uygulama; 10 milyon kişiye SMS</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/bakanliktan-ucretsiz-uygulama-10-milyon-kisiye-sms/1765033/</guid>
		   <description>Sağlık Bakanlığınca, obezite ile mücadele kapsamında aile hekimliği sisteminde “fazla kilolu&quot; veya “obez&quot; olarak kayıtlı yaklaşık 10 milyon vatandaşa kısa mesajla ücretsiz diyetisyen ve fizyoterapist hizmeti sunan sağlıklı hayat merkezlerine davet gönderildi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/03/bakanliktan-ucretsiz-uygulama-10-milyon-kisiye-sms-6348.jpg" />
Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, AA muhabirine, obezitenin Türkiye’de en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olduğunu belirtti.

Sağlıklı bir bireyin vücut kitle indeksinin 25’in altında olması gerektiğini vurgulayan Demirkol, “Bu rakam 25 ve 30 arasında çıktıysa fazla kilolu, 30’un üzerindeyse obez, 35’in üzerindeyse ise morbit obez tanımını tıbbi olarak kullanıyoruz.&quot; dedi.

Demirkol, Türkiye’de fazla kilolu ve obez oranının toplamda yüzde 66 olarak tespit edildiğini anlatarak, “Her 3 vatandaşımızdan 2’si olması gerektiği kilonun üzerinde.&quot; bilgisini verdi.

Obeziteyi etkileyen en önemli nedenlerin başında, hareketsiz yaşamın geldiğine dikkati çeken Demirkol, hazır paketli ve dondurulmuş gıdaların tüketilmesinin, geç saatte yenilen yemeklerin de obezite ve fazla kiloya neden olduğunu aktardı.



“Her 4 kişiden 1’i obez&quot;

Demirkol, obezitenin kalp damar hastalıkları başta olmak üzere kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olduğunu bildirerek, “Ülkemizde de kronik hastalıklar diyabet, tansiyon ve kanserlerin görülmesinde obezite çok önemli sebepler arasında yerini almış durumunda. Her 4 vatandaşımızdan 1’i de obez.&quot; dedi.

“İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa&quot; kampanyasıyla vatandaşların yoğun olduğu alanlarda boy ve kilo ölçümleri yapılarak bu konuda büyük bir farkındalık oluşturulduğunu dile getiren Demirkol, vatandaşların en yakın sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirildiğini ve ücretsiz diyetisyen ve fizyoterapi hizmetlerinden yararlandırıldığını söyledi.

Sağlıklı hayat merkezlerine daha önce aile hekimlerince yönlendirme yapıldığını hatırlatan Demirkol, “Artık vatandaşlarımız da kendileri randevu alıp direkt başvurabiliyorlar. Hastanelerimizle obezite konusunda entegrasyon yaptık. Oradaki hekimlerimiz de sağlıklı hayat merkezlerine gönderebiliyorlar. Türkiye’de şu anda 350’ye yaklaşan sağlıklı hayat merkezimiz var. Hepsinde diyetisyen ve fizyoterapistimiz bulunuyor.&quot; diye konuştu.

10 milyon vatandaşa SMS gönderildi

Aile hekimlerinin geçen yıl içerisinde kayıtlı nüfusları üzerinde çok geniş bir tarama yaptığını anlatan Demirkol, taramalarda yaklaşık 6,5 milyon kişiye obezite ve fazla kilo tanısı konulduğunu bildirdi.

Demirkol, aile hekimliklerinde tahlillerini yaptıranların sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirildiğini ancak yeterli başvurunun yapılmadığını tespit ettiklerini belirterek, “Bu sebeple de sistemimizde geçmiş yıldan da kayıtlı 10 milyon fazla kilolu vatandaşımıza SMS attık. Böylelikle onları, sağlıklı hayat merkezlerine diyetisyen ve fizyoterapi hizmetlerini ücretsiz almak üzere davet ettik.&quot; bilgisini paylaştı.

Sağlıklı hayat merkezinde önemli bir yoğunluğun yaşanmaya başlandığını dile getiren Demirkol, “Ramazan ayındayız, kilo konusundaki hassasiyetler biraz daha üst seviyeye çıkar. Bunu da fırsat bilerek tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde bu SMS’lerle beraber bir yoğunluk başlamış oldu.&quot; dedi.

Kayıtlı vatandaşlara doğrudan davet

Demirkol, obeziteyle mücadelede “uçtan uca takip&quot; sistemini oluşturduklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Aile hekimlerimiz tarafından takip edilen yaklaşık 10 milyonun üzerinde fazla kilolu vatandaşımız var. Kayıtlı olan vatandaşlarımızı ilçe sağlık müdürlüklerimizin de liste halinde önüne düşürüyoruz. Böylelikle ilçe sağlık müdürlüğündeki obezite ile mücadele ekiplerimiz ve hekimlerimiz obezitede kayıt almış ve bununla ilgili tanı almış fazla kilolu vatandaşlarımızdan sağlıklı hayat merkezine gitmeyenleri arayarak bu farkındalıkları artırmaya çalışıyoruz. Onları aile hekimliğimize ve sağlıklı hayat merkezine davet ediyorlar. Bunun bir halk sağlığı problemi olduğunu, başta kalp damar sağlığı hastalıkları, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi hastalıklara sebep olacağını ifade ederek en yakın sağlıklı hayat merkezine davet ettikleri bir sistem geliştiriyoruz. Biz sadece vatandaşlarımızdan kilo vermelerini değil sağlıklı kilo vermelerini istiyoruz. Bu farkındalığı oluşturmaya çalışıyoruz.&quot;
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 04:19:40 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Sağlıkta yeni dönem</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/saglikta-yeni-donem/1764822/</guid>
		   <description>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yürütülen çalışmalar kapsamında, bireyin bağırsak florasına göre tasarlanan kişiye özel probiyotikler geliştiriliyor.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/02/saglikta-yeni-donem-6167.jpg" />
SBÜ Gülhane Temel Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Tıbbi Mikrobiyoloji Biyoteknoloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Alp Avcı, AA muhabirine, kişiye özel probiyotik üretimi çalışmalarına ilişkin açıklamada bulundu.

Probiyotiklerin canlı mikroorganizmalar olduğunu belirten Avcı, “Mutlaka doğru ürünü seçmek zorundayız. Ne kadar fazla gereksiz mikroorganizma tüketirsek o kadar fazla da vücuttan tepkiler oluşabiliyor.&quot; dedi.

Prof. Dr. Avcı, en çok gündemde olan hastalıklardan birinin şu anda SİBO olduğunu ifade ederek, “İnce bağırsaklarda bakterilerin aşırı çoğalmasını gözlemliyoruz. Bilinçsizce bakteri kullandığımızda bunu çok normal görebiliyoruz. Bu yüzden kişiye özgü özel olarak seçilmiş probiyotikleri kullanmakta fayda var. SBÜ Teknoloji Merkezi’nde kişiye özel probiyotik ürünler çalışıyoruz. Mikrobiyota analizi yapılıyor. Canlı flora bakıyoruz. Kişinin klinik bulguları, şikayetleri, istekleri, talepleri, hekiminin taleplerini alıyoruz.&quot; diye konuştu.

“Bağırsak ne kadar iyiyse beyin de o kadar sağlıklı çalışıyor&quot;

Probiyotik kullanımı için sadece hasta olmak gerekmediğinin altını çizen Avcı, “Sağlıklı ve kaliteli yaş almak istiyorsak mutlaka probiyotik desteğine ihtiyacımız var. Son zamanlarda bağırsaklar, ikinci beyin olarak adlandırılıyor. İkinci beyin diye görüyoruz ama beynin tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için beslenmeye ihtiyacı var. Vücudun beslenmesi ne kadar iyiyse beyin o kadar sağlıklı çalışabiliyor. Besinlerin de sağlıklı ayrıştırılması bağırsaklarda meydana geliyor.&quot; dedi.

Avcı, bağırsak florasının sağlıklı, düzenli ve uyum içerisinde çalışmasının immün sistemini de dengelediğini ifade ederek, “Seratonin, melatonin gibi uyku sağlığını, mutluluğumuzu destekleyecek hormonlar ve enzimler de buralardan geçtiği için florayı ne kadar sağlıklı ve dengeli tutabilirsek vücut aslında kompleks bir yapı olarak tamamen sağlıklı hareket edebiliyor.&quot; dedi.

“Kişiye özel probiyotikler her yaşta kullanılabilir&quot;

Probiyotiklerin üretim aşamalarına ilişkin de bilgi veren Avcı, şunları kaydetti:

“Kişisel olarak başvuru da alabiliyoruz. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde bu işin yapıldığını bilen hekimler, diyetisyenler bizlerden destek alabiliyorlar. Onların danışanlarını ya da hastalarını yönlendirmesiyle yine mikrobiyota analizi sonucunda probiyotik ürünler geliştirilebiliyor. Burada önemli olan hekim ve diyetisyenin de üç sac ayağı kurgulayıp sistemi ilerletmesi, hastalıkların ilerleyişi anlamında bize çok destek oluyor.&quot;

Avcı, başvurular alındıktan sonra bireylerden gaita analizi yaptıklarını ve bu analiz sürecinin yaklaşık 3 hafta sürdüğünü ifade ederek, “Moleküler çalışmalar yapıyoruz, canlı flora çalışıyoruz. Sonrasında kişilerin şikayetleri, talepleri doğrultusunda bir profil oluşturuyoruz. Bilimsel olarak hangi bireyde, hangi mikroorganizma, hangi oranda olmalı ona karar verip probiyotik ürün tercihini ona göre yapıyoruz.&quot; dedi.

Kişiye özel probiyotiklerin her yaşta kullanılabildiğini dile getiren Avcı, “Gebelerde genellikle hekiminin önerisi doğrultusunda, kullanıp kullanmamayı hekime bırakıyoruz. Yenidoğan bebeklerde ise ek gıdaya başlamadan önce anne sütü ile destek olabiliyoruz. 93 yaşında bugün destek olduğumuz hastalarımız da var. Her hasta grubuna farklı flora üyeleriyle destek olunabilir.&quot; ifadesini kullandı.

Kişiye özel probiyotik kullanım süresi en az 6 ay

Prof. Dr. Avcı, kişiye özel probiyotiklerin tüm hastalıklar için kullanılabileceğini belirterek, “Bağırsaktan bahsediyorsak, tüm hastalıklardan bahsedebiliriz. Nörolojik bir bozukluk da olabilir. MS, parkinson, Alzaymır, demans ve otizm gibi nörolojik bir bulgu olabilir. İç organlarla ilgili akciğer, karaciğer, böbreklerle ilgili problem olabilir. Kemik, eklem rahatsızlığı söz konusu olabilir. Bütüncül bakmak lazım. Herhangi bir bölgede moleküler olarak iletişim sağlanacaksa vücudumuzda temeli bağırsaklardan geçiyor. Yediğimiz, içtiğimiz şeyle hayattayız, onun da düzgün sindirilip tüm vücuda yayılabilmesini bağırsaktaki flora sağlıyor.&quot; diye konuştu.

Kişiye özel probiyotiklerin en az 6 ay kullanılması gerektiğini belirten Avcı, “Canlı bir floradan bahsediyoruz. Bağırsaklara yerleşmesi, oraya adapte olması gerekiyor. Bu konuda sonuçlar da gerçekten yüz güldürücü. İnsanlar genellikle bize tavsiye üzerine geliyorlar. Özellikle hekimlerinin tavsiyesi üzerine geliyorlar. Kullandıkları ikinci aydan itibaren çok güzel, olumlu geri dönüşler oluyor. Tavsiye ediyorlar devamlı ve bu bizim için çok sevindirici.&quot; dedi.

“Probiyotikler uzman görüşü dahilinde kullanılmalı&quot;

Prof. Dr. Avcı, probiyotiklerin mutlaka bir uzman görüşü ile kullanılması gerektiğini vurgulayarak, şu uyarılarda bulundu:

“Hem dünyada hem de ülkemizde bilinçli antibiyotik kullanımı altını çizdiğimiz çok önemli bir konu. Probiyotikler de öyle. Hekim önerisi ya da bu işi çalışan bir uzmanın önerisi olmadan kafamıza göre probiyotik almamalıyız. Mikroorganizmalar da bir sürü metabolit üretiyor. İyi mikroorganizma diye de bağırsak floramızdaki dengeyi bozmamak lazım. Antibiyotik kullanıyorsak eş zamanlı probiyotik veriliyor ama orada da şuna dikkat etmek lazım; biz antibiyotikleri bakterileri öldürmek için kullanıyoruz. Probiyotik olarak kullandığımız ürünlerin içerisinde de yüzde 90’dan fazla bakteri var. Eş zamanlı kullanacaksak, hangi antibiyotik hangi probiyotikle mutlaka bir uzman görüşü dahilinde kullanmakta fayda var.&quot;
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 17:18:14 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>HPV aşısı ücretsiz olacak mı?</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/hpv-asisi-ucretsiz-olacak-mi/1764710/</guid>
		   <description>Sağlık Bakanı Memişoğlu, “HPV aşısının ücretsiz yapılmasına&quot; ilişkin bilimsel kurulun çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek, “Biz başlatacağız diye söyledik ama bilimsel kurul &apos;bir dakika’ dedi. Taraması yapılan HPV’nin bilimsel kurul kararını bekliyoruz&quot; dedi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/02/hpv-asisi-ucretsiz-olacak-mi-8355.jpg" />
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, HPV (Human Papilloma Virüs) aşısının ücretsiz yapılmasına ilişkin, “Bilimsel kurul çalışıyor. Karar veremediği için de biz bunu uygulamaya karar verilinceye kadar sokmayacağız. Komisyon kararına göre hareket etmeyi doğru buluyorum. Biz başlatacağız diye söyledik ama bilimsel kurul &apos;bir dakika’ dedi&quot; ifadelerini kullandı.

Memişoğlu, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda (KEFEK) milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

“SENEDE 1 MİLYAR İNSANA BAKIYORUZ&quot;

Türkiye’nin sağlık sistemini örnek alıp yardım isteyen onlarca ülke bulunduğunu aktaran Memişoğlu, “Türkiye bugün sağlık hizmetleri anlamında dünyanın en iyi, en ulaşılabilir, en sosyal ve ücretsiz sağlık hizmetini sunuyor. Senede 1 milyar insana bakıyor, dokunuyoruz.&quot; dedi.

Sağlıklı Hayat Merkezlerinde pek çok sağlık çalışanının bulunduğunu, buralarda pek çok hizmet verildiğini kaydeden Memişoğlu, toplumun pek çok kesiminin bu merkezlerden de haberdar olmadığını belirtti.

Memişoğlu, 1100 aile sağlığı merkezi için planlama yaptıklarını aktararak, “400’ünün inşaatını bitiriyoruz, 380 küsur tanesinin de şu anda inşaatının ihalesine başlıyoruz. Çünkü birinci basamağı kuvvetlendirmediğimiz ve bu toplumu oraya yönlendirmediğimiz sürece maalesef sağlıklı toplumu oluşturma şansımız yok&quot; dedi.

“13 TANE AŞIYI PLANLADIK&quot;

Bakan Memişoğlu, Kovid-19 salgını sonrası Türkiye’de aşı karşıtlığının yükseldiğini belirterek, “Bununla ilgili bir eylem planı hazırlıyoruz. Türkiye önce kendi aşısını üretecek, çünkü özellikle bazı kesimlerin aşının içeriğiyle ilgili şüpheleri var. O konuda biz de 13 tane aşıyı planladık, inşallah yakın zamanda ihalesini yapacağız. Türkiye’de yerli aşılarımızı kendimiz üretip sadece Türkiye’ye değil dost ülkelere de vereceğiz.&quot; değerlendirmesinde bulundu.

“DOĞURGANLIK ORANINDA TEHLİKE İŞARETİ&quot;

Doğurganlık oranlarının düştüğünü söyleyen Memişoğlu, “Türkiye’nin artık özellikle son 10 senede doğurganlık oranı inanılmaz hızlı düşmeye başladı. Özellikle son 5 senede doğudaki doğurganlık oranlarımız müthiş düşmeye başladı, bu tehlikeye işaret. Bunu siyasi olarak söylemiyorum. Doğurganlığı teşvik edici politikaları uygulamak durumundayız. Nüfus planlamasını değil azaltmaya, çoğaltmaya göre planlama yapma zorunluluğumuz var.&quot; dedi.

“BİLİMSEL KURUL KARARINI BEKLİYORUZ&quot;

Türkiye’nin HPV taraması yapan ender ülkelerden biri olduğunu ve uygulamanın ücretsiz yapıldığını belirten Memişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şu ana kadar 1 milyon 760 bin HPV taraması yaptık. Farklı bölgelerde farklı varyantları olan bu HPV ile ilgili çalışma da yapıyoruz. Türkiye’nin HPV risklerini ortaya çıkarıyoruz ve bunu bilimsel kurula sunuyoruz. Amerika’daki bir aşı üreticisinin Amerika’daki HPV’ye göre aşı uygulamasıyla Türkiye’deki HPV varyantlarına göre aşı uygulaması farklı olabilir. Bu tamamen bilimsel bir karardır. Türkiye’nin HPV tipleri ile kanser oluşturma arasındaki ilişki netleşmemiş durumda. Öyle olunca ilişkisi olmayan HPV tipinin kanserleşmenin oluşmadığı bir toplumda aşı yapıp yapılmayacağını bilimsel kurulu karar verir, siyasi etmenler karar vermez. Biz onun için o bilimsel kurul ne diyorsa onu yapacağız. Bilimsel kurul çalışıyor. Karar veremediği için de biz bunu uygulamaya karar verilinceye kadar sokmayacağız. Komisyon kararına göre hareket etmeyi doğru buluyorum. Biz başlatacağız diye söyledik ama bilimsel kurul &apos;bir dakika’ dedi. Taraması yapılan HPV’nin bilimsel kurul kararını bekliyoruz.&quot;
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 03:55:52 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Ramazan ayında kilo vermek mümkün mü? Bursalı Uzman diyetisyen açıkladı</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/ramazan-ayinda-kilo-vermek-mumkun-mu-bursali-uzman-diyetisyen-acikladi/1764705/</guid>
		   <description>Ramazan ayında beslenme düzeninin tamamen değişmesiyle birlikte, uzun süren açlığın ardından iftar sofralarında kontrolü kaçırmak oldukça sık görülen bir tabloya dönüşüyor. Ancak Uzman Diyetisyen Melis Hüsmenoğlu’na göre Ramazan, doğru planlandığında kilo vermek için bir fırsat bile olabilir.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/02/ramazan-ayinda-kilo-vermek-mumkun-mu-bursali-uzman-diyetisyen-acikladi-3921.jpg" />
Ramazan ayında beslenme düzeninin tamamen değiştiğini belirten Uzman Diyetisyen Melis Hüsmenoğlu, uzun süreli açlığın ardından iftar sofralarında kontrolün kolayca kaybedilebildiğini söyledi. Hüsmenoğlu, Ramazan’ın doğru planlandığında kilo vermek açısından da bir fırsata dönüşebileceğini ifade etti. Öğünlerin dengeli kurulması, kan şekerinin korunması ve sindirimi zorlamadan ilerlenmesi gerektiğini belirten Hüsmenoğlu, “Kilo vermek iftarda bir anda yüklenmekle değil; besinleri doğru kombinlemek, porsiyon kontrolü yapmak ve uyku düzenini korumakla mümkündür&quot; dedi.

“ÇORBANIN ARDINDAN KISA MOLA VERİLMELİ&quot;

Ramazan’da genel olarak iki ana öğünün yeterli olduğunu kaydeden Hüsmenoğlu, iftar ve sahurun temel öğünler olduğunu belirtti. “Bazı kişilerde enerji düşüklüğü, tatlı isteği ya da sindirim problemi yaşanabilir. Bu durumda iftardan sonra küçük bir ara öğün eklenebilir. Sahurun atlanması doğru bir yaklaşım değildir. Sahur yapılmadığında gün içinde halsizlik artabilir, kas kaybı yaşanabilir ve iftarda daha fazla yeme eğilimi oluşturabilir. Uzun açlık sonrası mideye bir anda yüklenilmesi hazımsızlık ve şişkinliğe neden olabilir. Bu nedenle iftarın kademeli olarak açılması gerekmektedir. Orucu hurma ile açmak düşen kan şekerini dengelemek açısından faydalıdır. Ardından bir bardak suyu yavaş yavaş içmek önemlidir. Sonrasında çorba ile mideyi hazırlamak en doğru başlangıçtır. Çorbanın ardından 10-15 dakikalık kısa mola verilmesi sindirim açısından kıymetlidir&quot; dedi.



AĞIR ŞERBETLİ TATLILARA DİKKAT

Ramazan’da tatlı isteğinin sık görüldüğünü söyleyen Hüsmenoğlu, “Bu durumda ağır şerbetli tatlılar yerine daha hafif tercihler önerilir. İftardan yaklaşık 1-1,5 saat sonra yoğurt ve meyve, sütlü tatlı ya da hurma ve birkaç ceviz gibi küçük bir ara öğün yapılabilir. Bu şekilde hem tatlı ihtiyacı dengelenir hem de kan şekeri ani yükselmez. Ramazan’da suyu bir anda litrelerce içmek yerine iftar ve sahur arasına yaymak gerekir. Hızlı su tüketimi mideyi şişirebilir ve hazımsızlığı artırabilir. En doğru yöntem, gece boyunca küçük yudumlarla düzenli su içmektir&quot; dedi.

GECEYİ UYKUSUZ GEÇİRMEYİN

Uyku düzeninin önemine değinen Hüsmenoğlu, “Ramazan’da en sık yapılan yanlışlardan biri geceyi tamamen uykusuz geçirmek. Sabaha kadar ayakta kalmak sirkadiyen ritmi bozar, açlık hormonlarını artırır ve ertesi gün daha fazla yeme isteği oluşturabilir. İftardan birkaç saat sonra uykuya geçmek, vücudun toparlanması ve kilo kontrolü açısından önemlidir&quot; dedi.

İFTAR VE SAHUR ARASINDA DENGE KURULMALI

Ramazan’ı daha sağlıklı geçirmek isteyenlere de mesaj veren Hüsmenoğlu, “Ramazan ayı, bedenin dinlendiği ve günlük alışkanlıkların yeniden düzenlenebildiği çok kıymetli bir dönem. Bu süreçte en önemli nokta, iftar ve sahur arasında denge kurabilmek. İftarı sakin açmak, porsiyonları kontrollü tutmak, sebze ve protein dengesini sağlamak, su tüketimini geceye yaymak ve uyku düzenini korumak Ramazan’ı daha rahat geçirmenin temel adımlarıdır&quot; ifadelerini kullandı.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 18:40:27 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Korkutan istatistik: Sigara kullanan her iki kişiden biri ölüyor</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/korkutan-istatistik-sigara-kullanan-her-iki-kisiden-biri-oluyor/1764489/</guid>
		   <description>Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Volkan Kara, Türkiye’de her yıl yaklaşık 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını yitirdiğini belirterek, özellikle çocuklar ve gençlerin korunmasının sigarayla mücadelede temel öncelik olması gerektiğini söyledi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/02/korkutan-istatistik-sigara-kullanan-her-iki-kisiden-biri-oluyor-7225.jpg" />
Nikotin kullanımı, yalnızca kullanıcıları değil pasif maruziyet yoluyla tüm toplumu etkileyen, dünya genelinde her yıl milyonlarca önlenebilir ölüme yol açan en önemli halk sağlığı sorunları arasında yer alıyor.

Uzmanlar, sigara dumanında bulunan binlerce zararlı maddenin kalp-damar hastalıklarından kansere, solunum yolu hastalıklarından bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çok sayıda ciddi rahatsızlığın temel nedenleri arasında bulunduğuna dikkati çekiyor.

Doç. Dr. Hasan Volkan Kara, Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, sigaranın sosyal olarak kabul görmesine rağmen her iki kullanıcıdan birinin hayatını kaybetmesine yol açan ölümcül bir bağımlılık olduğunu belirtti.

Nikotinin sağlığa zararlı olduğunu tüm toplumların bildiğini, ancak sigaranın sosyal açıdan kabul görmüş bir bağımlılık olduğunu dile getiren Kara, “Dünyada 1 milyar sigara kullanıcısı var ve elimizdeki rakamlar sigaranın, nikotinin her iki kullanıcısından bir tanesini öldürdüğünü söylüyor. Yani önümüzdeki yıl ve dönemlerde bu 1 milyar kullanıcının 500 milyonu hayatını kaybedecek. Ülkemizde her gün yaklaşık 300 kişi hayatını sigaradan kaybediyor. Bu, yılda 100 bin gibi bir rakama denk geliyor. Bu nedenle tütün ve sigara hatta nikotinle olan mücadele standart üstü öneme sahip oluyor.&quot; diye konuştu.

Kara, Türkiye’de sigarayla mücadelede etken rol oynayan kurumlar ile bu kurumların nikotin bağımlılığını önleyici hizmetlerine değinerek, şunları söyledi:

“Sağlık Bakanlığı, sivil toplum örgütleri ki Yeşilayı bu faaliyetlerde çok aktif bir rol olarak başa koymamız gerekiyor. Özellikle gençler ve çocuklarda sigaranın, nikotinin zararlarını anlatan eğitim faaliyetleri, başlamalarını engelleyecek farkındalık arttırıcı faaliyetler gerçekleştiriliyor. Bunun dışında halihazırda sigara kullanan vatandaşlarımızın sigarayı bırakmaları ile alakalı ücretsiz danışmanlık hizmetleri, ücretsiz tedavi hizmetleri dört koldan sürdürülüyor.&quot;

“Sağlıklı şekilde bu ürünleri tüketmenin herhangi bir yolu yok&quot;

Hem dünyada hem Türkiye’de nikotin ve sigara bağımlılığına karşı yapılan faaliyetlerin, tüketimi ve bağımlılığı ciddi oranda azalttığını vurgulayan Kara, ancak tütün endüstrisinin de bağımlılığa teşvik edici yeni yollar denemeye çalıştığını kaydetti.

Kara, “Tütün endüstrisi ürünlerini pazarlamak, bu kar oranı yüksek imkanı değerlendirmek için özellikle çocuklar ve gençleri cezbetmek, onların kafalarının karışıklığından, gençliklerinden faydalanmak için yeni ürünler çıkardı. Bu ürünlerin başında elektronik sigara geliyor. Elektronik sigara damıtılmış ya da kimyasal olarak hazırlanmış, nikotinin özel aromalarda, tatlandırıcılarda, çok farklı ve çeşitli cihazların içine konularak kullanılmasını, nikotin bağımlılığını teşvik eden ürünler. İçinde nikotin olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.&quot; ifadelerini kullandı.

Elektronik sigara ve sigaraya alternatif olarak yeni çıkan ürünlerin, nikotinin zararını azalttığına ya da sigaradan daha az zararlı olduğuna dair yanlış bir algı olduğunu aktaran Kara, şöyle devam etti:

“Gerek ısıtılmış tütün, gerekse elektronik sigaranın dumanının, su buharı olmadığı, aerosol olduğunu, içinde birçok zararlı partikül içeren bir gaz olduğunu bilmemiz lazım. İçinde egzoz gazı var. Bugün hiç kimse bir araba egzozunu solumak istemez. Peki bu ürünleri nasıl takdim ediyorlar? &apos;Bunların zararı azaltılmıştır, emisyonu daha azdır, bunların zararı ispatlanmamıştır.’ diyorlar. Oysa elimizdeki veriler şunu söylüyor, o kadar net şekilde zararlı gazlar, maddeler söz konusu ki vücudun bunlara maruz kalmasının sağlığa etkileri olacağı kaçınılmaz. Bu ürünleri, sigara bırakmada kullanılan ya da sigara bıraktırabileceğini söyleyen gerçek dışı söylemler de var.&quot;

Kara, nikotin bağımlılığının sağlığa zararlı, insana çok yönlü zararlar veren ve tedavi edilmesi gereken klinik bir durum olduğunu vurgulayarak, “Sağlıklı nikotin, sigara yok, sağlıklı şekilde bu ürünleri tüketmenin herhangi bir yolu yok.&quot; dedi.



“Yılda 8 milyon kişi sigarayla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybediyor&quot;

Doç. Dr. Kara, sigarayla mücadelenin esas hedeflerinden birinin, bu ürünleri kullanmayan bireylerin pasif duman maruziyetiyle sağlık riski altına girmesini engellemek olduğunu belirtti.

Tütün dumanına istem dışı maruz kalmanın da ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkati çeken Kara, şunları kaydetti:

“Sigaranın dünyadaki sağlığa maliyeti kişi sayısı olarak maalesef 8 milyon. Yılda 8 milyon kişi sigarayla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybediyor. Bunun en az 1,3 milyonu, neredeyse 8’de biri hatta fazlası ağzına sigara sürmemiş pasif duman maruziyetiyle sağlığını kaybeden bireyler. Bu rakamların tamamının engellenebilir sağlık sorunu olduğunu önemsemek lazım. Yani bu kişiler, duman maruziyetinden uzak kalmayı başarabilirse, hasta olma olasılıkları oldukça düşük, neredeyse yok.&quot;

Kara, pasif duman maruziyetinin yalnızca sigara içilen ortamda solunan dumanla sınırlı olmadığını belirterek, bu maruziyetin iki farklı biçimde ortaya çıktığını, ikinci el duman maruziyetinin sigara içilen bir ortamda bulunan kişilerin dumanı doğrudan soluması sonucu oluştuğunu, asıl riskin ise üçüncü el duman maruziyetinde ortaya çıktığını aktardı.

Üçüncü el duman maruziyetinin, sigara dumanındaki zararlı maddelerin tekstil ürünleri ve yüzeylere tutunarak uzun süre ortamda kalmasıyla gerçekleştiğini kaydeden Kara, “Belli oranın altına çekmediğimiz sigara kullanımı olan bir ülkede hiçbirimiz güvende değiliz. Bizden önce o ortamın, sigara içen bir kişi ya da kişilerce kullanılmış olması hepimizi güvensiz yapıyor. Sigarayla ilgili olan mücadele, sigara içmeyen bireylerle sigara içenlerin karşı karşıya geldiği bir durum değildir. Bu topyekun bağımsız, bağımlılıklardan uzak bir ülke adına tütün endüstrisine karşı verdiğimiz bir mücadeledir.&quot; ifadelerini kullandı.

“Gençlerimizi Genç Yeşilay’a katılmaya davet ediyoruz&quot;

Kara, sigarayı bırakmak isteyenlerin ücretsiz hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine (YEDAM) başvurabileceğini, 115 YEDAM Danışma Hattı’nı arayarak destek alabileceklerini anlattı.

Doç. Dr. Hasan Volkan Kara, “9 Şubat, sigaraya hayır deme, sigarayı bırakma, sigarayı boykot etme günü. Bunu her gün yapabiliriz. Lütfen bu kararı her gün verebileceğinizi, verdikten sonraki günün sizler için sağlıklı yaşamınızın ilk günü olduğunu unutmayın. Gençlerimizi Genç Yeşilaya katılmaya davet ediyoruz. Gönüllülüğü seven, toplum sağlığı ve faydası için gayret eden bütün vatandaşlarımızı, başta tütün ve sigara olmak üzere bağımlılıklarla mücadele eden Yeşilaya davet ediyoruz.&quot; diye konuştu.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 22:29:35 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>DSÖ hacamatı dünyaya tanıttı</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/dso-hacamati-dunyaya-tanitti/1764289/</guid>
		   <description>Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları arasında yer alan hacamat, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) YouTube kanalında detaylarıyla anlatıldı.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/02/dso-hacamati-dunyaya-tanitti-5694.jpg" />
DÜNYA Sağlık Örgütü (DSÖ), YouTube kanalında yer verdiği “WHO’s Restoring Balance Series&quot; (DSÖ’nün Dengeyi Yeniden Sağlama Serisi) adlı yayınlara Türkiye’yi de ekledi. Geleneksel tedavi yöntemlerinden hacamat ve akupunkturu ele alan örgüt, Köyceğiz ve İstanbul’dan gerçek tedavi hikâyelerine de yer verdi. &apos;Türkiye’den Geleneksel Tıbba Bakış’ başlığıyla yayınlanan video, web sayfasında şöyle duyuruldu:

ATALARIMIZIN BİLGELİĞİ

“Geleneksel tıbbın bilimsel çerçeveler ve sertifikalı uygulamalar aracılığıyla Türkiye’nin ulusal sağlık sistemine nasıl entegre edildiğini keşfedin. Bu video, kültürel mirasın modern sağlık hizmetleriyle buluştuğu Köyceğiz ve İstanbul’dan gerçek hikâyeler paylaşıyor. Parkinson gibi nörolojik rahatsızlıkları destekleyen hacamattan (ıslak kupa tedavisi), ağrı giderme ve bütünsel iyilik hali için akupunktura kadar Türkiye, atalarımızın bilgeliğini kanıta dayalı düzenlemelerle birleştiriyor.&quot;

NÖROLOJİK HASTALIKLARDA

Videoda ele alınan temel konular ise “Hacamat tedavisi ve nörolojik bakımdaki rolü, ağrı yönetimi ve denge için akupunktur, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Yönetmeliği (GETAT), sertifikalı uygulayıcılar ve hastane tabanlı entegrasyon, bu yaklaşımların  araştırma, eğitim ve politika yoluyla hasta merkezli bakımı geliştirirken mirası nasıl koruduğunu öğrenin&quot; şeklinde sıralandı. DSÖ amaçlarını, “Amacımız, sağlık hizmetlerinde bilimsel bütünlüğü korumak ve geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerini kanıta dayalı düzenleme çerçeveleriyle desteklemektir. Nörolojik hastalıkların etkisini hafifleten geleneksel hacamattan çağdaş ağrı yönetimine yardımcı olan akupunktura kadar bu yöntemler bir araya geldiğinde dengeyi yeniden sağlamak amacıyla hayatların ve geçim kaynaklarının güçlü bir öyküsünü oluşturuyoruz&quot; sözleriyle aktardı.

 
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Sun, 01 Feb 2026 19:13:51 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Nipah virüsü Türkiye&#39;ye gelir mi? Covid&#39;den 5 kat daha ölümcül…</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/nipah-virusu-turkiye-ye-gelir-mi-covid-den-5-kat-daha-olumcul/1764249/</guid>
		   <description>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ölümcül Nipah virüsünün Hindistan’dan yayılma riskinin düşük olduğunu açıkladı. Bu virüs yüzde 75 ölüm oranına sahip ve bu oran Covid’in neredeyse 5 katı. Virüsün Türkiye’ye ulaşma riski şimdilik düşük.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/01/nipah-virusu-turkiye-ye-gelir-mi-covid-den-5-kat-daha-olumcul-6427.jpg" />
DSÖ bugün yaptığı açıklamada, ölümcül Nipah virüsünün Hindistan’dan yayılma riskinin düşük olduğunu belirterek, Güney Asya ülkesinden bildirilen iki enfeksiyonun ardından seyahat veya ticaret kısıtlamaları önermediğini bildirdi. Bu durum, virüsün Türkiye’ye ulaşma riskinin yüksek olmadığını da gösterdi. Ancak bölgelerdeki ülkeler havaalanlarında güvenlik önlemlerini artırmaya devam ediyor.

Hindistan’da enfeksiyonların doğrulanmasının ardından, Hong Kong, Malezya, Singapur, Tayland ve Vietnam, bu hafta havaalanlarında güvenlik kontrollerini sıkılaştıran Asya ülkeleri arasında yer alıyor.

DSÖ, dün Reuters’e gönderdiği mailde, “DSÖ, bu iki vakadan kaynaklanan enfeksiyonun daha fazla yayılma riskinin düşük olduğunu düşünüyor.&quot; bilgisini verdi ve Hindistan’ın bu tür salgınları kontrol altına alma kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti.

İNSANLAR ARASINDA BULAŞMA RİSKİ ARTMIYOR

Açıklamada, “İnsanlar arası bulaşmanın arttığına dair henüz bir kanıt yok&quot; denildi ve Hindistan sağlık yetkilileriyle koordinasyon sağlandığı da belirtildi.

Ancak bu durum, Hindistan’ın bazı bölgelerinde ve komşu Bangladeş’te yarasa popülasyonunda dolaşan virüse daha fazla maruz kalma olasılığını ortadan kaldırmadı.

ÖLÜM ORANI YÜZDE 75

Meyve yarasaları ve domuz gibi hayvanlar tarafından taşınan virüs, ateş ve beyin iltihabına neden olabilir. Ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değişen virüsün tedavisi bulunmamakta ve geliştirilmekte olan aşılar hala test edilmekte.

Bu hastalık, enfekte yarasalardan veya yarasaların bulaştırdığı meyvelerden insanlara bulaşır, ancak kişiden kişiye bulaşması kolay değildir çünkü genellikle enfekte kişilerle uzun süreli temas gerektirir.

Küçük çaplı salgınlar olağan dışı değildir ve virologlar genel nüfus için riskin düşük kaldığını söylüyor.

Dünya Sağlık Örgütü, enfeksiyonun kaynağının henüz tam olarak anlaşılamadığını belirtti. Nipah virüsünü, ruhsatlı aşı veya tedavi bulunmaması, yüksek ölüm oranı ve daha bulaşıcı bir varyanta dönüşme olasılığı nedeniyle öncelikli patojen olarak sınıflandırıyor.

İKİ KİŞİNİN TEDAVİSİ SÜRÜYOR

Hindistan’ın doğu eyaleti Batı Bengal’de Aralık ayı sonlarında enfekte olan iki sağlık çalışanı hastanede tedavi görüyor.

Hindistan, özellikle dünyanın en yüksek riskli bölgelerinden biri olarak kabul edilen ve 2018’de ilk ortaya çıkışından bu yana düzinelerce ölümle bağlantılı olan güney eyaleti Kerala’da düzenli olarak ara sıra Nipah enfeksiyonu vakaları bildiriyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, bu salgın Hindistan’da belgelenen yedinci, Batı Bengal’de ise üçüncü salgın. 2001 ve 2007 yıllarındaki salgınlar, Bangladeş sınırındaki bölgelerde meydana gelmişti ve Bangladeş neredeyse her yıl salgın bildiriyor.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 14:50:34 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Nipah virüsü yayılıyor mu? Asya alarmda…</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/nipah-virusu-yayiliyor-mu-asya-alarmda/1764168/</guid>
		   <description>Hindistan’da görülen Nipah virüsü vakaları Asya ülkelerini alarma geçirdi. Yüksek ölüm oranı ve insandan insana bulaşma riski nedeniyle art arda önlemler alınıyor.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/01/nipah-virusu-yayiliyor-mu-asya-alarmda-9056.jpg" />
Hindistan’da görülen yeni Nipah virüsü vakaları Asya genelinde alarma yol açarken, uzmanlar hastalığın yüksek ölüm oranı ve insandan insana bulaşma riski nedeniyle erken teşhis ve karantinanın hayati önem taşıdığı uyarısında bulunuyor.

Son olarak Çin devlet medyası tarafından yapılan açıklamada, ülkede Nipah virüsü ile enfekte olduğu tespit edilen kimsenin bulunmadığı ancak virüsün başka ülkelerden taşınmış olabileceği belirtildi.

ÖLÜM ORANI YÜZDE 90’A ÇIKIYOR

Hindistan Tabipler Birliği eski başkanı ve Kerala Araştırma Birimi Koordinatörü Dr. Rajeev Jayadevan, yayımladığı video mesajda Nipah virüsünün yarasalardan insanlara bulaşabildiğini ve ağır beyin enfeksiyonu ya da zatürreye yol açarak çok yüksek ölüm oranlarına neden olabildiğini söyledi

Jayadevan, “Nipah virüsü yarasalar arasında serbestçe dolaşıyor ve onlara zarar vermiyor. Ancak insanlar yarasalarla doğrudan ya da dolaylı temas ettiğinde virüs insana sıçrayabiliyor. Bu durumda ağır beyin iltihabı ya da zatürre gelişebiliyor. Ölüm oranı yüzde 73 ile yüzde 91 arasında değişiyor.&quot; dedi.

Hastalığın ilk belirtilerinin ateş, baş ağrısı ve vücut ağrıları olduğunu belirten Jayadevan, ilerleyen vakalarda nöbet, bilinç kaybı, felç ve komaya kadar varan tablo görülebildiğini vurguladı.

SAĞLIK ÇALIŞANLARI DA RİSK ALTINDA

Nipah’ın yakın temas ve vücut sıvıları yoluyla insandan insana bulaşabildiğine dikkat çeken uzmanlar, sağlık çalışanları ve hasta bakıcılarının da risk altında olduğunu söylüyor.

İlk vakanın çoğu zaman teşhis konulmadan önce ağırlaştığı ya da hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bu durum da virüsün fark edilmeden yayılmasına yol açabiliyor.

Erken teşhis, hastanın izolasyonu ve maske-eldiven gibi standart önlemlerle tedavi hayati önemde. En kritik adım ise temaslı takibi. Nipah, Covid-19 kadar hızlı yayılmıyor ancak temaslı takibi yapılmazsa ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.

AŞI VE TEDAVİSİ YOK

Nipah virüsüne karşı onaylanmış bir aşı ya da etkili bir antiviral tedavi bulunmuyor. Nipah’ın hayvanlardan insanlara geçen “zoonotik&quot; hastalıklar grubunda yer aldığını hatırlatan uzmanlar, kuduzun da bu gruba giren bilinen bir örnek olduğunu belirtiyor.

HİNDİSTAN’DAKİ VAKALAR ASYA’DA ÖNLEMLERİ ARTIRDI

Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde görülen Nipah virüsü vakaları, bölge ülkelerinde endişeye yol açtı. Batı Bengal bağlantılı bir özel hastanede en az beş vakanın doğrulandığı, bunların bir kısmının sağlık çalışanı olduğu bildirildi.

Enfekte olanlardan birinin durumunun kritik olduğu, yaklaşık 110 temaslının ise karantinaya alındığı açıklandı.

Vakaların ardından Tayland, Batı Bengal’den uçuşların geldiği Bangkok ve Phuket’teki üç havalimanında yolcular için tarama ve sağlık beyanı uygulamasını başlattı. Nepal de Katmandu Havalimanı ve Hindistan kara sınırlarında kontrolleri sıkılaştırdı.

DSÖ: SALGIN POTANSİYELİ TAŞIYOR

Nipah virüsü, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 ve Zika gibi patojenlerle birlikte “öncelikli hastalıklar&quot; listesinde yer alıyor. Virüsün kuluçka süresi dört ila 14 gün arasında değişiyor.

Belirtiler hafif seyredebildiği gibi, ağır vakalarda beyin iltihabı ve zatürre gelişebiliyor.

GEÇMİŞ SALGINLAR VE HİNDİSTAN’DA SON DURUM

İlk Nipah salgını 1998 yılında Malezya’da domuz çiftçileri arasında görüldü, daha sonra Singapur’a yayıldı. Salgında 100’den fazla kişi hayatını kaybetti, yaklaşık bir milyon domuz itlaf edildi. Bangladeş’te ise 2001’den bu yana 100’den fazla ölüm kaydedildi.

Hindistan’da Nipah vakaları daha önce 2001 ve 2007’de Batı Bengal’de, 2018 ve 2023’te ise Kerala’da görüldü. Kerala’daki 2018 salgınında 19 vakadan 17’si yaşamını yitirdi.

BÖLGE ÜLKELERİ TEYAKKUZDA

Şu ana kadar Hindistan dışına taşan bir vaka bildirilmedi. Ancak Tayland, Nepal ve Tayvan gibi ülkeler önlemleri artırmış durumda. Tayvan yönetimi, Nipah virüsünü “Kategori 5&quot; hastalıklar listesine almayı değerlendiriyor. Bu kategori, acil bildirim ve özel kontrol önlemleri gerektiren nadir ve yüksek riskli enfeksiyonları kapsıyor.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:23:13 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Araştırma ortaya koydu: Erken ölüm riskinin habercisi olabilir</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/arastirma-ortaya-koydu-erken-olum-riskinin-habercisi-olabilir/1763861/</guid>
		   <description>Yapılan araştırmalar, kaybedilen diş sayısının beklenenden daha erken ölüm riskine işaret ettiğini gösterirken; yeni bir çalışma, ağızda kalan dişlerin durumunun da hayati önem taşıdığını ortaya koyuyor.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/01/arastirma-ortaya-koydu-erken-olum-riskinin-habercisi-olabilir-1541.jpg" />
Japonya’daki Osaka Üniversitesi’nden araştırmacılar, 75 yaş ve üzeri 190 bin 282 yetişkinin sağlık ve diş kayıtlarını inceledi.

Araştırma kapsamında her bir diş pozisyonu; eksik, sağlam, dolgulu veya çürük olarak sınıflandırıldı.

Sonuçlara göre, ağızdaki “sağlam&quot; ve “dolgulu&quot; dişlerin toplam sayısı, ölüm riskini tahmin etmede en güçlü gösterge olarak belirlendi.

Eksik veya çürük diş sayısının fazla olması ise artan ölüm riskiyle doğrudan ilişkilendirildi.

Bilim insanları, dolgulu dişlerin de en az sağlam dişler kadar düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu saptadı. Bu durum, dişlerin tedavi edilerek korunmasının sadece ağız sağlığını değil, genel vücut sağlığını da koruduğunu gösteriyor.

Diş kaybı neden ölüm riskini artırıyor?

Araştırmacılar, eksik veya çürük dişlerin erken ölüme yol açabileceği mekanizmalar üzerinde iki temel teoriye odaklanıyor:

– Kronik inflamasyon: Dişlerdeki çürükler veya diş eti sorunları, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak bu durumun diğer organlara yayılmasına neden olabiliyor.

– Beslenme sorunları: Diş sayısının azalması çiğnemeyi zorlaştırıyor, bu da sağlıklı ve besleyici bir diyetin sürdürülmesini engelleyerek genel sağlığı bozuyor.

Ağız kırılganlığına dikkat

Tokyo Bilim Enstitüsü tarafından yapılan bir diğer güncel çalışma da bu bulguları destekliyor. Diş kaybı, çiğneme ve yutma sorunları, ağız kuruluğu ve konuşma zorluğu gibi “ağız kırılganlığı&quot; belirtilerinden üç veya daha fazlasına sahip olan bireylerin, uzun süreli bakıma ihtiyaç duyma olasılığının 1,23 kat, ölüm riskinin ise 1,34 kat daha fazla olduğu görüldü.

Uzmanlar, yaşlılık döneminde diş sayısının yanı sıra dişlerin klinik durumunun da takip edilmesinin, daha uzun ve sağlıklı bir yaşam için kritik olduğunu vurguluyor.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 20:18:19 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Uzmanından kadınlara hayati hatırlatma!</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/uzmanindan-kadinlara-hayati-hatirlatma/1763731/</guid>
		   <description>Ocak ayı boyunca yürütülen Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulunan Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Serra Sezer, rahim ağzı kanserine karşı düzenli tarama testleri ile HPV aşısının hayati öneme sahip olduğunu söyledi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2026/01/uzmanindan-kadinlara-hayati-hatirlatma-3712.jpg" />
Serviks kanserinin erken dönemde teşhis edilmesi halinde tedavi başarısının yüzde 90’ın üzerine çıktığını belirten Op. Dr. Fatma Serra Sezer, bu kanser türünün düzenli kontroller sayesinde büyük oranda önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Buna rağmen Türkiye’de hâlâ geç evrede tanı alan vakalarla karşılaşıldığını ifade eden Op. Dr. Sezer, farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı.

 

En yaygın neden HPV enfeksiyonu

Rahim ağzı kanserinin başlıca nedeninin Human Papilloma Virüsü (HPV) enfeksiyonu olduğunu aktaran Op. Dr. Sezer, HPV’nin toplumda yaygın olduğunu ve bireylerin büyük bir kısmının yaşamlarının herhangi bir döneminde bu virüsle karşılaşabildiğini söyledi. Düzenli olarak yapılan smear ve HPV testlerinin, kansere dönüşme potansiyeli taşıyan hücresel değişiklikleri erken aşamada ortaya koyduğunu dile getirdi.

 

21 yaşından sonra kontroller ihmal edilmemeli

Kadınların 21 yaşından itibaren ya da cinsel olarak aktif olduktan sonra düzenli jinekolojik muayenelerini aksatmaması gerektiğini belirten Op. Dr. Fatma Serra Sezer, tarama testlerinin genellikle kısa sürede ve ağrıya neden olmadan uygulanabildiğini kaydetti. Erken evrede saptanan lezyonların ise basit ve etkili tedavi yöntemleriyle tamamen ortadan kaldırılabildiğini söyledi.

 

HPV aşısı güçlü bir koruma sağlıyor

HPV aşısının yalnızca kadınlar için değil, erkekler için de önemli bir koruyucu uygulama olduğunu vurgulayan Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Serra Sezer, aşının özellikle serviks kanserine yol açan yüksek riskli HPV tiplerine karşı güçlü bir bağışıklık sağladığını ifade etti. Aşının ideal olarak cinsel yaşam başlamadan önce yapılmasının önerildiğini, ancak ileri yaşlarda da koruyuculuğunu sürdürdüğünü belirtti.

 

“Farkındalık hayat kurtarır&quot;

Ocak ayının kadınların kendi sağlıklarını yeniden gözden geçirmeleri için önemli bir fırsat sunduğunu söyleyen Op. Dr. Fatma Serra Sezer, tüm kadınlara düzenli kontrollerini yaptırmaları, HPV aşısı hakkında bilgi almaları ve bedenlerinden gelen uyarı sinyallerini ciddiye almaları çağrısında bulundu.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Sat, 10 Jan 2026 19:59:06 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Uzmanlar önemli uyarı</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/uzmanlar-onemli-uyari/1763029/</guid>
		   <description>Mutasyona uğramış grip H3N2, Türkiye’ye giriş yaptı. Uzmanlar hem H3N2 virüsüne hem de hastalığın tedavisinde uygulanan yöntemlere karşı vatandaşları uyardı.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/12/uzmanlar-onemli-uyari-7009.jpg" />
H3N2 virüsü Türkiye’de de görülmeye başlandı.

Hastalığın tedavisinde grip aşısının önemine çeken uzmanlar, vitamin ve grip tedavisinde kullanılan bitkisel karışımlara karşı da dikkat çekici uyarılar yaptı.

HAVALAR SOĞUDUKÇA VAKALAR ARTACAK

“Bu salgının adı Influenza A.&quot; diyen Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İftahar Köksal, ilk vakaların Avustralya’da ortaya çıktığını söyledi.

Vakaların daha sonra Uzak Doğu ülkelerine yayıldığını anlatan Köksal, Amerika ve Avrupa’da çok sayıda vaka olduğunu ifade etti.

Köksal, havaların daha da soğumasıyla vaka sayısının hızla artacağına dikkat çekti.

H3N2 BELİRTİLERİ NELER?

Virüsün ateş ve eklem ağrısıyla kendini gösterdiğini belirten Köksal, burun akıntısının çok görülen bir bulgu olmadığını kaydetti.

Hastalarda boğaz ağrısı ve kuru öksürük de görüldüğünü kaydeden Köksal, bazı hastalarda hastalığın ishalle başladığını da söyledi.

KİMLER TEHLİKE ALTINDA?

Aşı olanların Influenza A’yı çok hafif ya da hiç geçirmeyeceğini belirten Köksal, “Aşı olmamış bir kişi hasta olmaya adaydır. Kronik hastalığı olanlar, böbrek, karaciğer hastaları ve gebeler ile 5 yaş altındaki çocuklarda hastalık çok ağır geçer.&quot; şeklinde konuştu.

Türkiye’de de H3N2 vakaları olduğunu söyleyen Köksal, şöyle devam etti:

“Antibiyotik kesinlikle kullanılmamalı. Hijyene çok dikkat etmek lazım. Toplu alanlada maske kullanılması lazım. Ellerin çok sık yıkanması lazım. Okullarda çocukların uyarılması lazım, çünkü evlerine virüs götürüyorlar.&quot;

KİMLER MASKE KULLANMALI?

Bu seneki virüsün yayılma hızının yüksek olduğunu söyleyen Köksal, “İlk 48 saat çok önemli. Semptomlar çıktıktan sonraki 48 saat bulaştırıcılığın maksimum olduğu dönemdir. En az üç gün, mümkünse yedi gün evde istirahat edilmeli.&quot; dedi.

Kalabalık ortama giren risk grubundaki kişilerin maske takması gerektiğini söyleyen Köksal, “Hastalık inanılmaz hızlı yayılıyor.&quot; dedi.

“GÖZLERİMİZ FAL TAŞI GİBİ AÇILIYOR&quot;

Vitamin kullanımına yönelik, “Türkiye vitamin suistimalin en fazla yaşanıdğı ülkelerin başında geliyor.&quot; dedi. “Sağlıklı beslenmek, bol sıvı almak en güzeli.&quot; diyen Köksal, “Avuç avuç vitamin almanın zararı var, faydası yok.&quot; şeklinde konuştu.

“Sağlık bir insan sağlıklı beslenirken her türlü vitamini alır.&quot; diyen Köksal, şöyle devam etti:

“Aşırı vitamin almanın bir faydası yok. Hastalar, &apos;Hocam benim vitamin düzeyine bakar mısınız?’ diyor. O kadar enteresan sonuçlarla karşılaşıyoruz ki; gözlerimiz fal taşı gibi açılıyor. Hiç gerek yok. Vitamin eksikliği belirlendikten sonra takviye edilmesi en ideali.

Aşırı vitaminler vücut için oldukça toksiktir. Bütün ilaçlar karaciğer ve böbrekten atılır. Bunların aşırı tüketilmesi fonksiyon bozukluğuna neden olabilir.&quot;

ANNE BABALARA ÇAĞRI: BUNUN TESTİ YAPILDI MI?

Vitaminlerde, antibiyotiklerde olduğu gibi psikolojik etkinin öne geçtiğini söyleyen Köksal, “Anne babalar, balık yağı veriyor, C vitamini veriyor. Bunun testi yapıldı mı? Bu çocuklarda vitamin eksikliğine bağlı bir problem mi tespit edildi?&quot; dedi.

Sağlıklı beslenen bireylerin vitamin takviyesi almaması gerektiğini vurgulayan Köksal, “Hiçbir ilaç, doktor kontrolü olmadan eş dost arkadaş tavsiyesiyle kullanılmaz. Kullandığımız şey vitamin de olsa; adı üstünde ilaç. İlaç da ihtiyaç olduğu zaman kullanılan bir üründür.&quot; uyarısını yaptı.

KARIŞIM UYARISI: BÖBREK YETMEZLİĞİYLE GELEN HASTALAR OLUYOR

İlacın yerini hiçbir zaman aktardan alınan ürünlerin tutmayacağını söyleyen Prof. Dr. Köksal, “Karışımlar yapılıyor. Bu karışımların birbiriyle etkileşimleri toksik hastalıklara yol açabilir.&quot; uyarısında bulundu.

Bitki çaylarının içilebileceğini ancak karışımların tehlikeli olduğunu belirten Köksal, “İki karışımın etkileşimini bilmeden; doktor görüşü almadan yapmamak lazım. Bunlar hiçbir zaman ilaç yerini tutmaz. Hiçbir bitkisel boğazı rahatlatacak ürün; influenzadaki ilacın yerini tutmaz.&quot; şeklinde konuştu.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 19:52:28 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Mutasyonlu H3N2 virüsü Türkiye&#39;ye giriş yaptı!</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/mutasyonlu-h3n2-virusu-turkiye-ye-giris-yapti/1763008/</guid>
		   <description>Mutasyona uğramış grip Türkiye’ye giriş yaptı. Yüksek ateş ve baş ağrısı gibi etkilenin olduğu bilinen H3N2 virüsü için uzmanlardan uyarılar var. </description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/12/mutasyonlu-h3n2-virusu-turkiye-ye-giris-yapti-3276.jpg" />
Dünyayı alarma geçiren mutasyona uğramış H3N2 grip virüsü Türkiye’de de etkisini göstermeye başladı.

En az 7 mutasyon geçirdiği doğrulanan yeni virüs, influenzanın tiplerinden bir tanesi.

Gribin etkilerinin şiddetli baş ve eklem ağrısı, yüksek ateş ve kuru öksürük olduğu biliniyor.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gökçe Demir, H3N2 virüsüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

H3N2 virüsünün domuz gribinden pek farkı olmadığını vurgulayan Demir, grip vakalarının bu yıl erken başladığını vurguladı.

Daha çok eklem ağrısı ve 40 dereceye varan ateş görüldüğünü dile getiren Demir, “Şiddetli baş ağrısı ve kuru bir öksürükle seyrediyor.&quot; dedi.65 yaş üstü hipertansiyon ve diyabet hastalarında, astım ve KOAH gibi kronik akciğer hastalığı olan bireylerde virüsün ağır zatürreye geçirdiğini dile getiren Demir, hastalık tablosunun solunum yetmezliğini kadar gittiğini dile getirdi.



 

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Demir, aşı uyarısında da bulundu. Grip için alınabilecek en geçerli yöntemin girip aşısı olduğunu ifade eden uzman, “Eylül ayında grip aşısı olmak ideal ancak siz sonbahar ayında herhangi ateşli kas eklem ağrısı geçirmediyseniz yani gribe yakalanmadıysanız ocak ve şubat ayına kadar bu aşıyı olabilirsiniz.&quot; dedi.

El hijyenine de önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Demir, “Riskli grupların toplu taşıma araçlarında maske takmasını öneriyorum.&quot; diye konuştu.

kaynak:ntv
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 12:27:16 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Mide kanamalarında erken gastroskopiye dikkat!</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/mide-kanamalarinda-erken-gastroskopiye-dikkat/1762838/</guid>
		   <description>Hayat Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, toplumda yaygın görülen mide kanamalarında erken tanı ve tedavinin vazgeçilmez aracı olan gastroskopiye dikkat çekti.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/12/mide-kanamalarinda-erken-gastroskopiye-dikkat-8612.jpg" />
Üst gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamaların hızlı müdahale gerektirdiğini vurgulayan Uzm. Dr. Evirgen, gastroskopinin hem tanı hem de tedavi açısından kritik bir rol üstlendiğini belirtti.

Mide kanamalarının çoğu zaman ülser, gastrit, mide tümörleri veya yemek borusu damar genişlemeleri gibi ciddi hastalıkların ilk habercisi olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Evirgen, “Gastroskopi, kanamanın kaynağını doğrudan görmemizi sağlayan, hızlı, güvenilir ve aynı anda tedaviye imkân tanıyan bir yöntemdir. Erken yapılması hem hastanın hayatını kurtarabilir hem de daha ileri müdahalelere duyulan ihtiyacı azaltır&quot; dedi.

“Belirtiler Göz Ardı Edilmemeli&quot;

Mide kanaması yaşayan hastalarda kusma, siyah renkli dışkılama, tansiyon düşüklüğü ve çarpıntı gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini hatırlatan Uzm. Dr. Evirgen, bu durumda beklemenin büyük risk oluşturduğunu vurguladı.

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, gastroskopinin yalnızca tanı koymakla kalmayıp aynı zamanda tedavi edici özellik taşıdığını belirterek, işlem sırasında kanayan damarın kapatılabildiğini, ülserlerin tedavi edilebildiğini ve kritik bölgelerin kontrol altına alınabildiğini aktardı.

Güncel gastroskopi cihazları sayesinde işlemin oldukça güvenli hale geldiğini söyleyen Hayat Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, hastaların çoğunun kısa süreli sedasyonla konforlu bir süreç geçirdiğini ifade ederken, “Mide kanamasının kendi kendine geçmesini beklemek çok tehlikeli bir yanılgıdır. Gastroskopi, hastalığın ciddiyetini net biçimde ortaya koyarak en doğru tedavi planının yapılmasını sağlar&quot; şeklinde konuştu.

“Risk Grupları Dikkat Etmeli&quot;

Mide kanamalarının bazen sinsi ilerleyebildiğini ve erken belirtilerin kolaylıkla göz ardı edilebildiğini belirten Uzm. Dr. Evirgen, özellikle uzun süreli ağrı kesici kullananların, mide hastalığı öyküsü bulunanların ve ileri yaş grubundaki bireylerin daha yüksek risk altında olduğuna dikkat çekti.

Toplumda mide kanamaları ile ilgili farkındalığın arttırılması gerektiğini belirten Hayat Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen açıklamasını, “Mide kanaması şüphesi taşıyan herkes, vakit kaybetmeden gastroskopi yapılabilecek bir sağlık merkezine başvurmalıdır. Erken teşhis hayat kurtarır&quot; diyerek tamamladı.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 11:28:42 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Sağlık için büyük tehdit! Onu yılda 250 gram yiyoruz…</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/saglik-icin-buyuk-tehdit-onu-yilda-250-gram-yiyoruz/1762739/</guid>
		   <description>Bilim insanları mikroplastik tehlikesine dikkat çekiyor. Mikroplastikler beyinde hasara yol açabiliyor.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/12/saglik-icin-buyuk-tehdit-onu-yilda-250-gram-yiyoruz-8870.jpg" />
Sidney Teknoloji Üniversitesi ve Auburn Üniversitesi araştımacıları mikroplastiklerin insanlara etkisini araştırdı.

İşlenmiş yiyecek ve içeceklerde, deniz ürünlerinde, gıda paketlerinde ve giysilerdeki sentetik liflerde bulunan bu mikroskopik parçacıkların iltihaplanmayı tetiklediği ve beyinde hasara yol açtığı tespit edildi. Araştırmacılar mikroplastiklerin vücudun diğer bölgelerine kıyasla beyinde daha çok biriktiğini vurguluyor.

Beyinde hasar bırakan mikroplastikler Alzheimer ve parkisyon hastalıklarının da hızlanmasına neden oluyor. Araştırmalara göre su ve gıdalarla birlikte yılda 40 ila 50 bin mikroplastik parçacığının insan vücuduna girdiği biliniyor. Bu miktarın yılda 250 grama denk geldiği belirtiliyor.
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 16:42:11 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Avrupa&#39;da salgın alarmı! </title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/avrupa-da-salgin-alarmi/1762539/</guid>
		   <description>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Avustralya’da ortaya çıkıp hızla yayılan ve 7 mutasyon geçirdiği doğrulanan yeni &apos;H3N2’ grip virüsüne ilişkin, “Ülkemizde influenza salgını başlamış değil ama Avrupa’da çok sık görülüyor. Önümüzdeki günlerde böyle bir salgın ülkemizde de başlayacak&quot; dedi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/12/avrupa-da-salgin-alarmi-6514.jpg" />
Avustralya’da ortaya çıkarak influenza A alt tiplerinden biri olan &apos;H3N2’ virüsü, dünya genelinde vaka artışıyla gündeme geldi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, klasik gribe göre daha hızlı yayılabilen ve bazı risk gruplarında daha ağır semptomlara yol açabilen virüse ilişkin uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Özlü, “H3N2 virüsü aslında bizim bildiğimiz ve influenza A dediğimiz tipik grip virüsüdür. Bu sene Güney Yarım Küre’de başlayan bir salgın var. Avustralya’da bu salgına neden olan virüsün alt tiplemesi yapıldığında farklı noktalarda 7’ye yakın mutasyon geçirdiği anlaşıldı. Buna bağlı olarak virüsün bulaştırıcılık hızının normal grip virüsüne göre daha fazla olduğu tespit edildi. Bu virüs Kuzey Yarım Küre’ye geçti. Japonya’da ve İngiltere’de vakaların büyük bir kısmının H3N2 virüsüne bağlı olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Bu salgının normal grip virüsüne göre daha hızlı yayılarak daha fazla kişiye yayılacağı konusunda öngörüler var. Henüz ağır bir hastalık tablosuna yön açtığı konusunda bilgi yok ama bulaşma hızının arttığı yönünde bilgiler var&quot; ifadelerini kullandı.



&apos;ÜLKEMİZE GELMESİ ZAMAN ALMAYACAK’

Risk gruplarının aşılanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özlü, &apos;H3N2’ virüsünün yakın zamanda Türkiye’de de görülme olasılığının yüksek olduğunu kaydederek, “Özellikle 5 yaş altında ve 50 yaş üzerinde grip virüslerinin ağır seyrettiğini komplike ve ölümcül olabildiğini zaten biliyoruz. Özellikle yaşlı, kronik rahatsızlığı olanlar, bebek ve çocukların bu açıdan iyi korunması gerekiyor. Elimizde var olan grip aşıları bu virüse karşı da kısmen koruyor. Bu geçirdiği mutasyonlar aşıların etkisini de kısmen zayıflattı. Mevcut aşılara rağmen hasta olma potansiyeli yine var. Grip aşısı olanların ağır bir hastalık geçirmediği yönünde de bilgiler var. Aşılanmış olanlar yine daha iyi korunmuş olacaklar. Risk gruplarından hala aşılanmamış olanlar varsa aşılanabilirler. Ülkemizde influenza salgını başlamış değil ama Avrupa’da sık görülüyor. Ülkemize gelmesi çok zaman almayacak. Önümüzdeki günlerde böyle bir salgın ülkemizde de başlayacak&quot; diye konuştu.

&apos;HASTA KİŞİLERLE TEMASI KESİN’

Prof. Dr. Özlü, virüsün gribal enfeksiyon belirtileriyle benzer olduğunu ifade ederek, “Aşılanma dışında da bu tür bir salgın riskini yönetmek için hasta olan kişilerin sosyal alanlara çıkmaması, evde istirahat etmesi, hasta olan kişilerin maske kullanmasını, hijyene dikkat etmesini tavsiye ediyoruz. Avrupa’da izole edilen vakaların büyük bir çoğunluğu &apos;H3N2’ virüsü. Ülkemizin Avrupa ile olan iletişiminin çok yoğun olduğunu düşünürsek, önümüzdeki günlerde Türkiye’de böyle bir virüsün izole olasılığı çok yüksek. Virüse karşı korunmak, solunum yolu viral enfeksiyonlarına karşı korunmakla benzerdir. Sağlam kişilerin kendisini koruması için hasta kişilerle teması kesmesi gerekiyor. Çevrenizdekiler gribal bir enfeksiyon geçiriyorsa ateşi varsa burnu akıyorsa ve öksürüyorsa mesafeyi korumanı gerekir. Belirtileri de aslında diğer viral enfeksiyonlarla benzerdir. Ateş, burun akıntısı, hapşırma, geniz akıntısı, vücutta halsizlik, kırgınlık ve baş ağrıları gibi belirtiler seyrediyor&quot; diye konuştu. (DHA)
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 17:33:32 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Aileler dikkat! Çocuklar için büyük tehlike…</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/aileler-dikkat-cocuklar-icin-buyuk-tehlike/1762533/</guid>
		   <description>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emre Latifoğlu, çocuklarda giderek artan duruş bozukluklarının dijital çağın kaçınılmaz bir sonucu haline geldiğini belirterek, erken tanı ve doğru alışkanlıkların omurga sağlığı için hayati önem taşıdığı uyarısında bulundu.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/12/aileler-dikkat-cocuklar-icin-buyuk-tehlike-6977.jpg" />
BURTOM Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emre Latifoğlu, günlük yaşamın içinde fark edilmeyen küçük alışkanlıkların yıllar içinde büyük duruş (postür) sorunlarına dönüşebildiğini, özellikle okul çağındaki çocuklarda, yanlış oturma pozisyonları, uzun süreli ekran kullanımı ve ağır çantaların omurga sağlığını tehdit ettiğini belirtti. Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, duruş bozuklukları ve skolyozun (omurga eğriliği) erken fark edilmesinin çocukların gelecekteki yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.

DİJİTAL ÇAĞIN BEDELİ: EĞİLEN SIRTLAR

Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, dijital çağla birlikte çocuklarda omurga sağlığı problemlerinde gözle görülür bir artış yaşandığını ifade ederek, “Uzaktan eğitim ve uzun süreli ekran kullanımı, çocuklarda &apos;telefon boynu’, &apos;kambur oturuş’ gibi duruş bozukluklarını artırdı. Büyüme çağındaki çocukların omurgası esnek bir yapıya sahip olduğu için yanlış pozisyonlarda uzun süre kalmak, kalıcı eğriliklere yol açabiliyor&quot; dedi.

Skolyozun çoğu zaman sinsi ilerlediğini vurgulayan Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, ailelerin çocuklarında omuzlardan birinin daha yüksek durması, kalça seviyesinde asimetri, giysilerin bir tarafının sürekli yukarı toplanması ve öne eğilme sırasında sırtta bir tarafın kabarık görünmesi gibi belirtilere dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Bu belirtilerin fark edilmesi durumunda, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı tarafından yapılacak muayene ve skolyoz grafisiyle erken tanı konulabileceğini belirten Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, erken tanının tedavide büyük önem taşıdığını vurguladı.

“Büyüme döneminde tespit edilen skolyozda, özel egzersizler ve korselerle eğrilik ilerlemeden kontrol altına alınabiliyor&quot; diyen Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları tarafından kişiye özel hazırlanan programların, duruş bozukluklarının düzeltilmesinde ve skolyozun ilerlemesini önlemede etkili olduğunu kaydetti.

“KORUYUCU ALIŞKANLIKLAR TEDAVİ KADAR ÖNEMLİ&quot;

Schroth ve SEAS gibi skolyoza özel egzersiz yöntemlerinin, omurga çevresi kaslarını güçlendirirken çocuklarda beden farkındalığını da artırdığını belirten Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, şöyle konuştu : “Koruyucu alışkanlıklar da tedavi kadar önemli. Çocukların her 30–40 dakikada bir pozisyon değiştirmesi, ekran karşısında boyun ve sırt desteğinin sağlanması, ergonomik masa, sandalye ve monitör kullanımı, sırt çantasının her iki omuzla taşınması ile günlük egzersiz veya spor (özellikle yüzme, pilates) yapılması duruş bozukluğunu önler.&quot;

“TOPLUMSAL FARKINDALIK HAYATİ ÖNEME SAHİP&quot;

Duruş bozukluklarının yalnızca estetik değil, uzun vadede kalp ve akciğer fonksiyonlarını da etkileyebilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirten Uzm. Dr. Emre Latifoğlu, şu çağrıda bulundu:

“Omurga sağlığını korumak dik durmakla başlar, ama farkında olmakla sürer. Aileler, öğretmenler ve sağlık profesyonelleri olarak çocuklarımızı bu konuda bilinçlendirmemiz gerekiyor. Okullarda yapılacak rutin taramalar ve ergonomi bilinci kazandıran eğitimler, gelecekte sağlıklı nesiller yetiştirmenin anahtarıdır.&quot;
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 17:21:00 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Sağlık Bakanı Memişoğlu&#39;ndan yeni personel alımı açıklaması</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/memisoglu-ndan-yeni-personel-alimi-aciklamasi/1762447/</guid>
		   <description>Sağlık Bakanı Memişoğlu, yılın ilk atamasında yerleşen sağlık çalışanlarının güvenlik soruşturması işlemlerinin sürdüğünü söyledi. Memişoğlu yeni personel alımına ilişkin "Hedefimiz 2026 KPSSden sonra yeni bir alım süreci başlatmak" dedi.</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/11/memisoglu-ndan-yeni-personel-alimi-aciklamasi-4767.jpg" />
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, MHRSde randevu sorununu yüzde 90 oranında çözdüklerini söyledi. Memişoğlu, yeni personel alımına ilişkin tarih verdi, "Yeni KPSS sonrasında yeni bir alım olur diye düşünüyoruz. Hedefimiz 2026 KPSSden sonra yeni bir alım süreci başlatmak" dedi. 

Bakan Memişoğlu, katıldığı canlı yayınında soruları yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"TÜRKİYEDE ŞU ANDA RANDEVU SORUNU YOK"

Randevu sistemine ilişkin konuşan Memişoğlu, şunları kaydetti:


"Şu anda MHRSde randevu sorununu yüzde 90 oranında çözdük. Hem mesai kaydırmalar hem ilave poliklinikler hem çifte randevuları kendimize göre organize ettik. Bakanlığa geldiğim zaman 4-4,5 milyon randevu bekleyen hasta vardı, şu anda 300 binlerin altına düşürdük. Onlardan bir kısmı da Sadece bu doktoru istiyorum. Bu hastanede olmasını istiyorum diyenler. Türkiyede şu an randevu sorunu yok. Aile hekimlerine gittiğiniz anda, onlara ayrı kapasite açtık, istedikleri doktordan, istedikleri branştan, aile hekimi öngörüyorsa randevu alabiliyor. Randevu sorunumuz yok, aile hekimliklerine başvuran herkese randevu verebiliyoruz."

GÜVENLİK SORUŞTURMALARI SÜRÜYOR

Bu yılın ilk atamasında yerleşen sağlık çalışanlarının göreve başlama tarihiyle ilgili soruyu Memişoğlu, "37 bin sağlık çalışanını alacağımızı ve bunu iki seferde yapacağımızı ifade ettik. Birini haziran temmuzda yaptık, yaklaşık yarısını ikinci aşamada yapacağımızı ifade ettik. Onlarla ilgili de hem kuralar hem KPSS sonuçlarına göre bir yerleştirme oldu. Güvenlik soruşturması işlemleri sürüyor. En kısa zamanda başlatmaya çalışacağız. En geç 2026nın başında başlarlar. Yeni KPSS sonrasında yeni bir alım olur diye düşünüyoruz. Hedefimiz 2026 KPSSden sonra yeni bir alım süreci başlatmak" diye yanıtladı.

"BİZ DOĞAL OLAN NORMAL DOĞUM DİYORUZ"

Bakan Memişoğlu, 10 Yıllık Sağlıklı Yaşam Strateji Belgesi hazırladıklarını ve bu planı 10 senelik bir politika haline getireceklerini söyledi. Anne ve çocuk sağlığının önemine işaret eden Memişoğlu, sezaryenin bir doğum şekli değil, gerektiğinde yapılması gereken bir ameliyat olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Özellikle ilk bebeğini bekleyen annelere son 3 ayında ebe tahsis ediyoruz. Anne Yolculuğu diye bir yazılım yaptık. Her gebe lütfen bu uygulamayı indirsin. Doğumdan sonra lohusalık dönemi de dahil, çocuk 2 yaşına gelene kadar Doğumda neler yaşanabilir, sonrasında ne olur? bunların hepsini mobil uygulamayla anne adaylarımızın emrine verdik. Biz doğal olan normal doğum diyoruz. Tıbbi olarak gerekli olduğu, bebek ve anneyle ilgili risk olduğu zaman, hekiminin endikasyonuyla sezaryen olsunlar. Bu tıbbi bir doğal süreç değildir, insanların isteğine bağlı sezaryeni azaltmaya çalışıyoruz. Tıbbi olarak gerekli olan sezaryeni tabii ki yapacaklar ama bizim isteğimiz ebe eşliğinde doğal olan normal doğumun yapılması."
</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Sat, 29 Nov 2025 22:39:05 +0300</pubDate>
		   </item>
			<item>
		   <title>Türkiye&#39;de bir ilke daha imza attı</title>
           <guid isPermaLink="true">https://www.haber16.com/turkiye-de-bir-ilke-daha-imza-atti/1762425/</guid>
		   <description>HIMSS (Healthcare Information and Management Systems Society) EMRAM Seviye 7 belgesini almaya hak kazanan A1 rolündeki ilk şehir hastanesi olan Bursa Şehir Hastanesi’ne belgesi Antalya’daki etkinlikte teslim edildi…</description>
                      <author>hizmet@zemta.com (Enes Bilgiç)</author>
           		   <content:encoded><![CDATA[<p>
<img src="https://www.haber16.com/images/haberler/2025/11/turkiye-de-bir-ilke-daha-imza-atti-8977.jpg" />
Bursa Şehir Hastanesi ilklere imza atmaya devam ediyor…

Antalya’da düzenlenen HIMSS Eurasia Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Eğitimi, Konferans ve Fuarı’nda Bursa Şehir Hastanesi’ne HIMSS (Healthcare Information and Management Systems Society) EMRAM Seviye 7 belgesi törenle verildi…

BELGEYİ BAŞHEKİM DOÇ DR. SALİH METİN, BAKAN YARDIMCILARININ ELİNDEN ALDI

A1 rolündeki ilk şehir hastanesi olan Bursa’nın dev sağlık kompleksinin belgesini Bursa Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Salih Metin, Sağlık Bakan Yardımcıları Doç. Dr. Şuayıp Birinci ve Prof. Dr. Nurullah Okumuş’un elinden aldı…

Bu önemli başarı, Bursa Şehir Hastanesi’nin klinik süreçlerde dijital olgunluğa ulaşarak uluslararası standartları karşıladığını; hasta güvenliği, veri yönetimi ve sağlık bilişimi uygulamalarında en yüksek kalite seviyesine ulaştığını gösteriyor.



HIMMS AKREDİTASYONU NEDİR?

Dünya çapında sağlık alanında 600 şirket ve 450 dernek/vakıf ile 70.000’den fazla kişiyi kapsayan bilgi teknolojisi ve yönetim sistemlerinin en iyi şekilde kullanımını hedefleyen, sağlık hizmetlerini kalite, güvenlik ve maliyet etkinliğini iyileştirme yönünde seviyelendirme kuruluşu olan HIMSS (Healthcare Information and Management Systems Society) akreditasyonu ile;

– Hekimler hastalarına ait bilgilere zaman ve mekân kısıtlaması olmadan güvenli bir şekilde erişebilmektedir.
– Hekimlerin hastane dışından Laboratuvar, Görüntüleme ve Vital bulgulara kolayca ulaşımı ve takip etmesi sağlanmıştır.
– Ameliyathane alanlarının verimli kullanımını amaçlayan düzenlemelerle Yapılan ameliyat sayısında yükselme hedeflenmektedir.
– Konsültasyon süremizde iyileşme olmuştur.



– HIMSS süreçleri ile tıbbi ve idari hataları en aza indirecek bir bilişim alt yapısının kurulması sağlanmıştır.
– Elektronik sağlık kayıtlarının güvenilir bir şekilde tutulması, saklanması ve rapor edilmesine imkân sağlanmıştır.
– Performans izlemi ve değerlendirmesi daha kolay ve hızlı yapılabilecektir.
– HIMSS ile veri madenciliği ve istatistiksel veri analizlerinin yapılmasında iyileştirme yapılmış olup analizi yapılan bilgilerin doğruluk seviyelerinin arttırılması ve insan kaynağının daha etkin kullanılması sağlanmıştır.
– Hastanede bulunan tıbbi cihazların HBYS entegrasyonları yapılarak hasta ile ilgili dijital veriler elektronik ortama yüklenmekte ve kâğıt tüketiminde önemli ölçüde azalma sağlanarak finansal kaynakların etkin ve verimli kullanımı sağlanmıştır.

– HIMSS Seviye 7 kriterleri, sağlık hizmetlerinin kalitesini, güvenliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla, sağlık bilgi teknolojilerinin en üst düzeyde kullanılmasını hedefler. Bu seviye, sağlık kuruluşlarının dijital dönüşümde ne kadar ileri gittiklerini ve bu teknolojileri hasta bakımında ne kadar etkili bir şekilde kullandıklarını göstermektedir.


</p>]]></content:encoded>
		   <pubDate>Sat, 29 Nov 2025 00:40:09 +0300</pubDate>
		   </item>
			</channel>
</rss>